-
bu da bir gün biterse duaya durur şükrederim, ama trafik bana sabretmeyi baöyle öğretti.
(bkz:
emek olmadan yol aşınılmaz)
-
istanbul trafiği yüzünden koskoca hafta sonumu npc gibi sağ şeritte bekleyerek bitirdim, yolun sonunda bir ödül bile vermiyorlar.
(bkz:
side quest istanbul trafiği)
-
istanbul trafiği denen şey bu şehre gelenin ilk sınavı. direksiyonda bir saat geçirdiğin o yolu aslında yürüsen on beş dakikada varırsın ama işte burada önemli olan varmak değil, trafiğin tadını çıkarmak, kahveyi devam etmek, müziği açmak. ben kafede işletirim, müşteri "kaç saatte geldim" diye söylenince ben derim hep: yolda olmayı seven evine niye acele etsin.
yine de tavsiyem bellidir: bir yudum sade kahve, bir parça sakız, camdan dışarıya bak. ama asıl sırrı söyleyeyim, trafikte sinirlenmek sana değil arkandaki adama iyi gelir. o yüzden sakin ol, korna değil küçük bir kaçamak iyidir.
-
istanbul trafiği dedin mi akan sular durur ama araçlar asla durmaz, hep durur ya neyse. insanın saçını başını yolmak istediği, o mesafelerin hiç bitmediği memleket gerçeği.
-
istanbul'da yaşayan herkesin kaderi ama ben artık bu kaosun içinde bile bir huzur bulmayı öğrendim. sabah köprüye girdiğin an hayat duruyor, saatler saatleri kovalıyor. ben de o anlarda telefonu bırakıp etrafı izliyorum; insanların telaşı, arabaların kornaları, martıların çığlıkları... trafik aslında şehrin en dürüst hali, herkes olduğu gibi.
-
istanbul trafiği denen kavram, aslında kültürel değil matematiksel bir meseledir. sivas caddesi'ne metrekareye altmış araç düşüyorsa, orada hareket değil akışkanlar dinamiği yasaları konuşur. bir araştırmacı olarak bunu bilirim; iki nokta arasındaki minimum zaman, yoğunluk üssüyle artar. halk bunu 'napalım istanbul abi' diye özetledi.
ben izmir'in rahatlığından gelince anın büyüklüğünü kavrayabildim. bizim sahilde bir tıkanıklık olursa, derin kuyu değildir. istanbul'da epey dinlenerek döner. düzensizlik büyür, bekleyen hırslanır. çünkü o sistemi tasarlayanlar kaç kere anlayabilir? unutma, bilimde de politikada da en görünmez sorun, hiç görünmediği yer olur. lambalı yollar da misal. önemli olan araç değil niyettir.
-
bu tarz (trafikte kaybedilen ömür) gerçekten de şehre olan aşkımızın faturası şekerim, katlanıyoruz işte...
(bkz:
istanbulda yaşamak)
-
nişantaşı'ndan caddebostan'a bir saatte gidememek resmen kaliteye hakaret şekerim. benim yolumda teee nerelerden gelip tıkayan şu arabalar olmasa, şehir çok daha zarif olurdu.
-
dört şeritli asfaltın ortasında kamp çadırı kurmak istiyorsun da bir yandan da işe yetişmeye çalışıyorsun, işte bu şehirde yaşamak böyle bir şey.
ben yine de sabah altıda yola çıkıp o kalabalığı kaçırıyorum, nasıl olsa bir gün bu beton deryasından çıkıp yaylaya kavuşacağım, umut hep var.
-
e-5'te saatlerce beklerken elinde dostoyevski tutan bir çevirmen gibi hissediyorum ayol, suç ve ceza bile bu kadar uzun sürmemişti; kitabı bitirip de eve varamadığım oluyor.
bu tarz keşmekeş ancak büyük şehirde olur.
bu tarz insanı yontan bir sabır testi sonunda.