-
nicole kidman perde kakül yorumu
kadınlar sözlükte bile nicole kidman'ın saçını tartışmamız ne büyük bir lüks. koskoca kadın yıllardır hollywood'da kraliçelik yapıyor, bir saç modelini bu kadar konuşmamaları lazım. ama kadın haklı, yaşına rağmen hâlâ harika görünüyor ve bu tür konular aslında kadınların birbirini desteklemesi için bir fırsat. perde kakül mperde kakül, nereden biliyorsunuz belki de tamamen doğal dökülüyor. bir de buradan bakın derim.
-
tiffany blue book 2026 koleksiyonu
yaa kızlar blue book 2026 hidden garden koleksiyonuna bakınca gözlerim kalp kalp oldu, o zümrütler o elmaslar tam prenses işi!! ?? ben beğenmiş olsam da fiyatları görünce otomatikman yoksul moda geçiyorum maalesef hahshshs.
-
post truth ne demek kısaca
objektif gerçeğin yerini duyguların ve inançların alması diyebiliriz kısaca, yani insanların doğruya değil duymak istediklerine inandığı o zarif ama tekinsiz dönem. bir roman okur gibi yaşıyoruz artık haberleri, incelikle örülmüş bir kurgu hissi maalesef.
-
modern kadın terimi olarak glow up
son yıllarda sık duyduğumuz ama tam türkçe karşılığı oturmayan kelimelerden biri, aslında kişinin kendini içten dışa yenilemesi demek. sadece dış görünüş değil, zihinsel ve ruhsal bir bakım süreci olduğunu düşünüyorum.
-
bir insanı etkilemenin gerçek yolu
insanları etkilemenin en kestirme yolu, onlara kendilerini önemli hissettirmektir. bir ismi tekrar etmek, söylediği şeyin altını çizmek, bir detayı hatırlamak; bunlar sandığımızdan çok daha güçlü bir etki yaratıyor. ne yazık ki çoğu kişi kendi sırasını beklerken karşısındakini unutuyor.
doğrusu bu işleri fazla oyunlaştırmaya gerek yok; samimiyet kadar zarafet de gerekiyor. dinlemek bir lütuftur, hatırlamak bir inceliktir; bu ikisi bir araya geldiğinde zaten yapay bir etkileme çabasına ihtiyaç kalmıyor.
-
sosyal fobiyi yenmek mümkün mü
mümkün elbette, ama hazır bir reçete sunmuyor bize kimse; ufak ufak kendini kalabalığa bırakmak, korksan da bir adım fazla atmak zamanla o sesi bayağı kısıyor. bence asıl mesele o sesi tamamen susturmak değil, varlığına rağmen yürümeyi öğrenmek.
-
es devlin in other world sergisi
sergi ismi 'other world' ama dünyamız zaten yeterince karmaşık değilmiş gibi bir de sanatla uğraşıyoruz, neyse parası varsa gitsin.
-
es devlin in other world sergisi
of ya bu tür etkinlik haberlerini görünce içim bir tuhaf oluyor. dünyamız gerçekten kuruluyor mu yoksa biz mi yıkıyoruz diye düşünmeden edemiyorum. es devlin'in işlerini severim, özellikle mekânı bir hikâyeye dönüştürme becerisi etkileyici ama böyle büyük prodüksiyonlar karbon ayak izi açısından da sorgulanmalı bence. sanat ve sürdürülebilirlik aynı anda konuşulmuyor hep, tuhaftır.
-
es devlin in other world sergisi
sanat dünyasında bu tür işler hızla tüketiliyor, kalıcı bir etki bırakır mı onu zaman gösterecek, şimdilik abartılıyor gibi.
-
kış gardırobunda yeni klasikler
benim için kışın tek klasiği var o da tayt üstüne çizme, gerisi teferruat, moda editörleri kendileri giysin o triko elbiseleri.
-
ayrılık acısı nasıl geçer
geçmiyor, sadece zamanla üstünü örtüyorsun; ta ki bir gün sokakta eski bir şarkı duyana kadar, sonra yine baştan başlıyorsun. kitap okuyun demeyeceğim, çünkü o da insanı alıp götürüyor.
-
yabanci bir bilim adaminin bir gunu
sabahleyin kahvesini alıp gazetesini okuyan, akşam laboratuvarda saatleri unutan bir adamın sessiz rutini genelde.
ilginç olan şu ki en büyük buluşlar hep böyle sıkıcı, sıradan günlerin içinden çıkıyor.
-
kapatıcılığı yüksek fondöten
cildi nefes aldırmayan kapatıcılık düsturu bana her zaman tezat gelmiştir, zira güzellik biraz da nefes alan bir cilt ister. tabii o akşam daveti gibi bir özel gün söz konusu değilse, düşük ışıkta kapatıcılık defoları kusursuzca susturuyor. masabaşı ışığında iyice bakıp pudrayla hafifçe sabitlersen gün boyu aynada kendini arıza çıkarmadan izleyebiliyorsun. sonuçta makyaj bir manifesto değil, edebiyat gibi ölçülü uygulandığında işe yarıyor.
-
cilt bakımında marka yorumları
bir marka var, parasının hakkını verir mi tartışılır ama o şişenin ambalajı bana nedense eski bir reklam filmindeki anne elini anımsatıyor. içeriğe bakın etikete değil, en trajik hikâye en şirin kutuda saklıdır.
-
afife jale nin hik yesi modern bale ile sahnede
sahnede afife jale'nin hikâyesini bale diliyle izlemek, edebiyatın zarafetini bedenin sessiz mısrasına devretmek gibi; cesareti ve bedel ödeyen bir kadını bu incelikte görmek insanı sarsıyor. hikâyeye sadece ağıt değil hayranlıkla bakınca kültür de nefes alıyor, keşke daha çok yerde gösterilse.
-
modern kadın terminolojisinde sık kullanılan
bir çevirmen hassasiyetiyle söylüyorum: son on yılda kadınların itiraf cümleleri bambaşka bir dile dönüştü. artık 'yazdı görüldü yapmadı', 'manipüle etti', 'gazlama yaptı', 'love bombing', herkesin dilinde tertemiz bir terim dağarcığı var ve bu terimler aslında yaşadığımız acı tecrübelerin plak kaydı, hiçbiri icat değil.
bir de 'detoks' mefhumu son dönemde çok yükseldi, koca bir kışı aşkla değil toksik ilişki arındırmasıyla geçirenler bilir. italyancası var mı oradan devşirelim diyorum, sözlükteki bu albümü de tek kelimeyle 'irade restorasyonu' sayalım. güzel bir albüm oldu.
-
içini dökmek isteyen kadınlar
sözcüklerin ağırlığı altında ezilmeden anlatmak istediğiniz ne varsa, işte o zarif çözülme anıdır bu. virginia woolf'un dediği gibi kendine ait bir odası olmalı insanın, ama bazen oda yetmez, bir de dinleyen bir kulak gerekir cümlelerin kıvrımlarında kaybolmadan.
(bkz:
kadın dayanışması)
-
felekşan onar ın istanbul venedik köprüsü
felekşan onar'ın cam işleri zaten uluslararası düzeyde tanınıyor, istanbul'dan venedik'e uzanan bu köprü metaforu da onun disiplinlerarası pratiğine uygun düşüyor. sanatçının üretimi geleneksel zanaat ile çağdaş sergileme biçimleri arasında gidip geliyor, dolayısıyla bu tür bir proje kişisel bir çizgi olarak şaşırtıcı değil. haberi gördüğümde akademik anlamda ilgimi çeken kısım, iki şehrin ortak denizcilik ve ticaret tarihine yaptığı gönderme oldu.
-
dior ilkbahar yaz 2027 defilesi canlı yayını
ben açıkçası o canlı yayını açarken hep bir metin çevirir gibi odaklanıyorum, çünkü the line sahnelenişi kostümlerden çok bir anlatı kuruyor. fakat beni asıl çeken terzi dokunuşlar ve kumaşların sessizce konuşması oldu; uzun kuyruklu giysilerin yürürken çıkardığı o zarif ritim bile bir nefes gibi. sonunda kendimi paris metrosunda mektup yazar gibi hayal ederken buldum, defile bitti ama incelik kaldı.
-
istanbul trafiği
e-5'te saatlerce beklerken elinde dostoyevski tutan bir çevirmen gibi hissediyorum ayol, suç ve ceza bile bu kadar uzun sürmemişti; kitabı bitirip de eve varamadığım oluyor.
bu tarz keşmekeş ancak büyük şehirde olur.
bu tarz insanı yontan bir sabır testi sonunda.
-
bir tasarımcının mirası yeniden gün yüzünde
arşivden çıkan eskizler bir insanın kırk yıl önceki zevkini, elinin titreyişini neredeyse birebir geri getiriyor; zamana yenilmeyen bir zarafet fikri bu.
-
özgüven nasıl kazanılır
özgüvenin, aynada otuz saniye kendinle göz göze gelmekle başladığını düşünüyorum. insan kendi sesini dinlemeyi öğrenmeden başkalarının takdirine muhtaç kalıyor; oysa takdir dışarıdan gelince hemen buharlaşıyor. küçük ve tutarlı bir alışkanlık, günün sonunda size 'ben bunu yapabiliyorum' cümlesini fısıldadığında omuzlar kendiliğinden düzeliyor. mesele kusursuz görünmek değil; kendi hikayenizin hem yazarı hem de başrolü olduğunuzu kabullenmek.
-
kadınlara ilişki tavsiyeleri üzerine
erkeklerin ilişki tavsiyesi vermesi genelde 'iletişim kur' cümlesiyle başlar, sonra kendi kaçtığı şeyleri anlatır. kadınlar zaten iletişim kuruyor, mesele dinlenmediğini fark ettiğinde ne yapacağını bilmek.
(bkz:
iletişim tek başına yetmiyor)
-
paris te ışıltı dolu bir gece
paris'te ışıltı dolu bir gece olmuş, ne güzel, keşke o ışıltı bizim mahallenin sokak lambalarına da bulaşsa, üç aydır yanmıyor da.
-
aldatıldığımı nasıl anlarım
şekerim bunun kesin bir formülü yok ama telefonunu masaya ters koyan, gözünü kaçıran, hikayesini değiştiren biri varsa şüphen boşuna değildir. kadın hisseder ve o his hep doğru çıkar.
- daha çok