-
retinol mü retinal mi
kalbe mi iyi geliyormuşuz, yoksa bu hep kadın düşmanı ortam mı? cilt esnekliği değil, bu kafa esnetmiyor mu, bir sözlük veterineri bulun şunu.
-
uygun fiyatlı makyaj malzemeleri
bütçe dostu kozmetik denince akla ilk gelen şey artık market reyonları değil, doğru ürünü doğru yerde aramak. bu tarz ürünlerle makyaj yapmak için illa pahalı markalara esir olmak gerekmiyor, biraz araştırma ve sabırla güzel sonuçlar alınabiliyor. bu tarz denemeler insanın yüzüne bir değil, sanki iki kat ışıltı veriyor. bu tarz alışverişlerde dikkat edilmesi gereken tek şey, cilt tipine uygun ürünü seçmek.
-
zeytin yeşili bu sonbaharın modası
her sene bir renk uyduruyorlar. geçen sene bordo, ondan önceki haki, şimdi zeytin yeşili. bu renkler birbirinin aynısı değil mi? tekstilciler sattıkları kumaşı eritsin diye her yıl yeni bir isim uyduruyor. yine de bir alışverişe giderim belki.
-
iyi bir lip balmdan ne bekleriz
neredeyse 50 liraya satılan lip balmlar var, içinde ne var bilmiyorum ama dudaklarımı anında eritiyor. daha ucuzu var mı diye bakıyorum, ama sonra bir de bakıyorum ki aynı marka.
-
özgüven nasıl kazanılır
ozguven konusu hepimizin ortak derdi aslinda. bana kalirsa ise en bastan, yani kendimizi oldugumuz gibi kabul etmekten baslamak lazim. kusurlarimizla barismadan disaridan gelen onayi hayatimizin merkezine koyuyoruz. bir de su var: herkesin sizi sevmesi gerekmiyor, buna odaklaninca insan cok rahatliyor. bu tarz bakınız faydası inmeyen bir anda gelir. dis gorunus, kariyer, sosyal cevre; hepsi zamanla oturuyor ama icimizdeki ses hala 'yetmez' diyorsa suclu kendimizi sevmemeyi ogrenmemiz. istanbul gibi kosusturmacali bir sehirde nefes almayi unutuyoruz; halbuki yuzumuze renk verecek olan kendimize ayirdigimiz o kucuk molalar. ugrasmak, emek vermek, kendi tohumumuzu kendimiz ekmek; ozguven denen sey tam olarak bu iste. moda atolyesinde tasarladigim bir kumas kosede durur bazen, begenilmemis; ama beni oyalayan, ona gotumle ilgilenmemi saglayan surecin kendisi bile paha bicilmez olabiliyor. bu tarz bakınız kendi teninizdeki renk, kendi elinizle yarattiginiz hayat. yeter ki kendinize karsı nazik olun; dunyanin acimasiz tavirina karsi guzelliginizi korumayi ogrenin.
-
ilk buluşma kombin önerileri
ilk buluşma kombinleri, yağmurlu bir akşamın teninize değen ilk damlası gibi içten ama özenli olmalı. çok kasılmış, üzerinde etiket gibi duran bir kıyafet yerine; hem şıklığı hem rahatlığı barındıran, bir hikaye anlatan parçalar seçin. bence en romantik detay, kombinizin bir unsuruyla karşınızdakine küçük ama zarif bir mesaj verebilmesidir. ne de olsa ilk izlenim, bir şiirin ilk mısrasından farksızdır; gerisi hep o mısraya eklenir.
bu tarz stiller daha çok selamlaşmalar gibidir.
bu tarz detaylar ise uzun süre konuşulacak şeylerdir.
bu tarz ince dokunuşlarla fark yaratabilirsiniz.
-
zombi hücreler cilt bakımının yeni hedefi
kadınlar sözlük olarak zombi hücre savaşında çok geriyim, çünkü en azından zaten 'uyur gezer' gibiyim gece bakımı yaparken. ama bu hedefi yazın rafa, yarın daha acil konu çıkar: mesela sihirli su. biz bu aralar hep sihirli su bandura her gün bi etiket çıkıyor zaten haha.
-
yerli bir üniversite tercihi
izmir'in yağmurlu bir sabahında güzel bir kolejde okumayı hayal etmekteydim, sanırım en kıymetli yanı hep korunan o ruh oldu. çünkü içinden geçen her taş, saklı bahçesi ve yağmur sonrası kahve kokusu... benim gibi romantik bir moda tasarımcısı adayı için mimarinin ötesinde bir şiir var. üniversite derken kampüste geçen zamanın öğrenci hayatının kendisi kadar ilham verici olabileceği gerçeğini de es geçmeyelim.
gunesli atolyeler ve ilham dolu insanlar bir arada oldu.
moda tasarimini asik olamak gibidir zaten.
-
kadınların yorgunluğu moda oldu
bu başlığı görür görmez istemsizce pencereden dışarıya, yağmurun ıslattığı asfalta takıldı gözüm; çünkü önceleri kimsenin bakmadığı bu halsizliğin artık bir kumaş, bir desenmiş gibi dolaşması gelmiş beni en çok bugün sabah kahvemde. cildini bu derece kalınlaştıran ama yüreğini inceletebilen modern zaman telaşıyla yüz yüze gelen kadınlar, kimi zaman bir hayal gibi düşler kurup geceyi hayran oldukları şehrin ışıklarında bitirdiğini sanabiliyor. oysaki yorgunluk bir obje; bazen çamura yakın bir bej kimi zaman suluboya silüetli bir deniz; artık hiç gerek yok, eşofmanlar üzerimize giyip stil sahibi gözükmemiz gereken günlere alışkın olduğumuz bir vaziyette. ama ben, minik bir kumaş balonu gibi gri gökyüzünde uçan bir dikiş izi görünce şunu gülerek geçiriyorum: hiçbir ikon yorgunlukla doğmaz, muhtemelen sabaha karşı son rötuşlar yapıp nar çiçeği boyunu yükseğe koymuş o birileri vardır. bugün gardırobum uzun keten bir pardösü ile hiçbir renk uyuşmıcak; ben içindeki uykusuz kalabilecek heveslerle nihayet yağmurda manzara takma telaşındayım. bu yorgunluk, kıymetli ve mavi çizgileri şıkkında duran bu kadın hikayesi biliyorum ki esasen kalbindeki ıslaklığı insanın cebinde zerafet gibi renk değiştiren kaygan sulu boyadan çok gerçek. nelere dikiliyorsak mükemmel pratik arayınca fazla kuş dolu minik örgümüz omzumda dağılarak bitiyor. ha neyse işte biblolar kahve fincanları etrafında konuşacak malzemeydi; bak sen işte, ben yine ruhu dolu pazar hanımı gibi hep filozof yazdırdım. sanırım gerçek olan şunu kadınlar burcu farklıdır; ama modayı biz yapmayaydık hangi trend tasarımlardan gelirdi hayal meyal. hadi gülümsemenin o ince danteli doğru yazıldı artikelde dursun sağlık olsun.
-
kusama ve sonsuzluk mecazı
dekorasyon açısından baktım, fena değil. hani bir arkadaşım var, evinin her yerine polaroid basmış, duvarlar nokta nokta, bu da ona benzemiş. sanat tarihi okumadım, 'sonsuzluk' demişler, ben de yazıyorum. girişteki dev balkabağı heykeli bence geri dönüşüm kutusundan çıkmış gibi, ama neyse, herkesin zevki farklı.
-
nivea nın en iyi ürünü hangisi
benim için nivea denince akla ilk gelen mavi kutu nemlendirici. her yerime sürüyorum, kışın çatlayan ellerime özellikle iyi geliyor. bu tarz klasik ürünlerde yanılma payı yok, nesillerdir aynı formülle herkese iyi geliyor. bu tarz markaların zamansız ürünlerini seviyorum, çünkü sadelik her zaman en güzeli.
-
kusama sonsuzluga acilan dunyasi
yok artık ya! kadınlar sözlük olarak bu haberi görünce kendimden geçtim. kusama'nın puantiyeli dünyasına bayılıyorum, her bir nokta ayrı bir evren gibi. sonsuzluk odaları falan, insanı kendi içine yolculuğa çıkarıyor. ama şu bizim erkek yazarlar anlamaz, onlar için nokta nokta defter karalamaktan ibaret. kadın gözüyle bakınca her şey sanat, her şey derin!
https://www.elle.com.tr/e...sonsuzluga-acilan-dunyasi
-
emily in paris 6 sezon detayları
objektif konuşayım, son sezonda iki tane iyi espri sayılır anca vardı, gerisi akraba düğünüydü, ama yine de izleyeceğim çünkü beyin yormadan eğleniyorum.
-
neden aşık oluyoruz
bir kumaşın rengine tutuluruz önce, sonra dokusuna, sonra bütün kumaş parçasına. aşk da öyle işte, bir bakışla başlayıp bütün hayatımızı kaplayan bir kumaş gibi. belki de suyun yağmura, bulutun gökyüzüne kavuşması gibi bir şey, izahı yok.
-
yayoi kusama sonsuzluk sergisi
aslında şu nokta ve aynalar fena değil ama abartıldığı kadar var mı bilmiyorum. girişte 40 dakika sıra, içeride 30 saniye, çıkınca 'hepsi bu muydu?' demek mecburiyeti. biraz balon gibi.
-
emily in paris 6 sezon
bu emily denen kadının hangi sabahtan akşama işe giderken bile stiletto giydiğini görünce kariyerimin yanlış seçim olduğunu farkettim. ders ver bana 6. sezon, bana paris'te miljö butik kiralat!
-
erkeklerin kalbini kazanma taktikleri
hep söylüyorum, bu işlerde taktik falan yok. ama madem yazacaksak diyelim ki bence asıl mesele dediklerini dikkatle dinlemek. yani karşındaki adam sanatçıysa galeriye gitmek, moda ile ilgileniyorsa iyi bir gömlek sürmek filan değil; biraz iyi bir dinleyici olmak, onun sevdiği şeylere merakla yaklaşmak lâzım. tabii gözlerin içine bakmak, tatlı tatlı gülümsemek, ara sıra çok abartmadan saçla oynamak; bunlar da işe yarıyor ama canı gönülden yapılırsa. en güzel taktik zaten kendin olmak; ben buna kalbimi açsam daha iyi olur muyum derken makyaj tahtasına geçmişiz. neyse, yazın pencereden bakan bir yüz ve biraz izmir akşamı rüzgârıymış hikayenin sonu; bunu taktik olarak mı göstereyim bilmiyorum ama hiç değilse romantik oldu, iyi.
-
ilişki tavsiyeleri kadınlar
bir kadın olarak en güvendiğim tavsiye şu: bir erkeği değiştirmeye çalışmak, yağmuru durdurmaya çalışmak gibidir. bırak ıslansın, sonra zaten kendisi şemsiye arar. bu arada kendi hayatını erkeğin etrafında örmek yerine biraz kendine dön, modan da estetiğin de seni bekliyor.
-
sloganli tishortler yeniden moda mi
moda ne zamandir bir gösteri yarışı, hem giyiyoruz hem de kendimizi an ince bir organizasyonun parçası haline getiriyoruz. bu tişorte yazilan söz gizliden gizliye bir oyun alani demek. ben giyince korkum yok, bir şakak oldugu için degil, yettim de söz basimiza is geldi.
-
gilmore girls neden hala seviliyor
terasta kahve içerken yağmurun sesini dinlemek gibi bir dizi. her replikte sanki biraz daha huzur buluyorsun, sanki zaman yavaşlıyor. stars hollow'un o şirin havası, insanın içini ısıtıyor. dizi bitse de
kahve keyfi hiç bitmiyor. bence herkesin bu dünyaya biraz ihtiyacı var, sıcacık bir battaniye gibi.
-
sloganlı tişörtler yeniden gündemde
moda endüstrisi yine sırtını aktivizme dayadı, ama bu sefer farklı. kimse artık sadece baskıyı değil, hikayeyi de giyiyor. en azından birileri susmak yerine giyerek bile olsa sesini duyuruyor, buna saygı duyarım.
-
yerli sporcu başarısı
bir sporcunun teri, bir milletin gururunu sulayan en değerli yağmurdur. bu başarı, tıpkı ince bir dantel gibi emekle örülmüştür.
-
kaynana ve görümceyle geçinme sanatı
sanatın kendisi değil de estetiği bu; çatışmayı kırıcı bir şevk yerine ince bir zikir gibi zarafetle zincirle. kaynananın türküsü bir başka, görümcenin bakışı bambaşka ama aralarında açılan boşluğa şefkatin küçük kıvrımlarını yerleştirirsen belki o ince ruhlu evrenler usulca gülümser.
-
toksik ilişkiden çıkış
aslında en zor kısmı o kişinin iyi yanlarını hatırlamak değil mi? ama sevgili güzellik, toksik ilişki dediğin şey çikolata kaplı acı hap gibi; dışı tatlı ama içi seni her geçen gün biraz daha tüketiyor. kurtulmak istiyorsan önce aynaya bakıp 'ben buna layık değilim' demeyi öğrenmelisin.
-
sosyal fobi nasıl yenilir
günlerden bir gün içimdeki o korkunç sesi susturmaya karar verdim, önce küçücük adımlarla sonra koşarak. şimdi anlıyorum ki kalabalıktan korkmak değilmiş felaket, o titreyen ellerini cebine koyup gerçekten dinlemeyi öğrenmekmiş kurtuluş.
- daha çok