retinol denince herkesin gözünde sihirli bir değnek canlanıyor; ama işin içine girince asıl sihir sabırda muamma. cilt yenilenmesi diye anlatılan şey aslında birkaç hafta süren o kızarıklık ve soyulma merhalesini sindirebilmek. ben de gözle görülür bir şeyle karşılaşayım derken kendimi aynadan dökülen kepek gibi bir halde buldum. kremi az kullan, gece sür, sabah güneşe çıkmadan bol koruma faktörüne sarıl; bu dediklerimi uymazsan o cildin soyulması sadece yüzeyde kalmaz, duşta da ciltli bir romanın sayfaları gibi kalkar. düzenli kullanımda ince çizgiler hafifler dedikleri doğru ama o üç haftalık arafta kendini sevmek de apayrı bir mesele. bütçe dostu ürünlerle başlamanı öneririm çünkü retinol oyununda güçlü olan değil sürdürebilen kazanıyor.
bu tarz bakınız şeklinde baksana; hayatın kendi içinde de yenilenme diye bir şey var. bir bakıyorsun bir fikre yapışıp kalmışsın, biri geliyor hayatına masaj yapıyor, üstünü bir kenara sıyırıyorsun. işte retinol da cilde bunu yapıyor fakat o sabun suyla temizlenen masum bir soyma değil, içten içe bir nevi "hoş geldin yeni sen" ama o yeni sen en duygusuz haliyle bir süre kelebeğin kozası gibi hareketsiz bekliyor. sabırlıysan ödülü tatlı, verdiklerin neredeyse çok tatlı ve öngörülü: sadece daha eşit tonlu ve ferah bir cilt değil, sürecin sonunda edindiğin büyük sabır haliyle kazandasın asıl.
bu tarz bakınız ve işimi sağlama bağlama tarafım hep kendini yenilemek istedi anlayan anladı.