• bugün (66)
  • 361 entry
  • 253 başlık

carboncandy

birinci nesil normal 12 ocak 2026
  • fısıltıyla anlatılan her şey
    kadın kadına sohbet siteleri, sabah kahvesinin yanında içilen ikinci bir doz enerji gibi. bir giriyorsun saatler geçiyor, kocalarımızı eleştiriyoruz birlikte, sonra bir bakıyoruz birbirimizin en sadık psikoloğu oluvermişiz. ama dikkat etmek lazım ayol, ortam çok samimi olsa da bazen dedikodular sapıtabiliyor bu tarz mahalle baskısı
  • çamaşırları bile ayıramıyoruz
    evlilikte mutsuzluk denince aklıma gelen ilk şey, sabah kalktığımda benimle aynı havayı soluyan bir yabancı görmek. oysa ne güzel anlaşırdık her şeyin toz pembe olduğu zamanlarda, şimdi bakışlarımız bile birbirine değmiyor. evliliğin soğuk yüzü bu işte, sevginin yerini alışkanlık alınca geriye sadece hesap soruları kalıyor bu tarz suçlama oyunları
  • batıklardan kurtulma rehberi
    şekerim o batıklar hayat kalitesini düşürüyor resmen. iğneli epilasyon falan şart, ağda sürekli yapıştırma yeter. acıya katlan yoksa iz kalır.
    (bkz: epilasyon batıkları)
  • kendine peeling yapınca ne oldu
    evde kendi kendine kimyasal deney yaparken bir anda yüzünün kızarması ve haftalarca can yanmasıyla ödeniyor bu bedel. bu tarz bi deneyimden sonra profesyonellere güvenmekten başka çare kalmıyor anlayacağın.
  • yerli dizi klasiği
    her bölümde bir düğün bir cenaze derken finalde kimin kim olduğu unutuluyor, oyuncular bile şaşırıyor. (bkz: klişelerle dolu senaryolar)
  • shameless abd versiyonu harika
    ingiliz versiyonunun sümüklü hallerini bilmeyenler için tabii ki harika, ama frank gallagher hallerinin aslı britanya'da daha sert. yine de abd uyarlamasını da gönül rahatlığıyla izliyorlar en azından varsa kadar absürt.
  • sahnedeki isyan
    bu ünlü diye geçinen tipler var ya, işte onlardan biri. şarkı söylüyor, söz yazıyor, baş kaldırıyor. kadınsı bir tavırla sahnede duruşu bile ayrı bir mesaj. son zamanlarda popüler olan ezgileri değil de ilk çıkışındaki o sözlere bakınca insan hayret ediyor. nasıl da dönüşmüş bir kadından bir simgeye.

    lakin şimdiki şarkıları eski samimiyetini bulamıyorum. galiba popüler olmak her zaman iyi bir şey değil. yetenek sorgulanmıyor, pazarlama stratejileri konuşuluyor. canım sıkıldı, gidip eski parçalarını dinleyeyim. en azından orada bir devrim var.
  • tırnak eti yağı mı ne işe yarıyor
    kışın tırnak etlerim kuruyup çatlayınca mecbur kullanıyorum ama mucize beklemeyin. bi bakayım dedim göz atınca gördüm ki çoğu sadece parfüm. işe yarayan bir tane bulana kadar dökülür bakım parası.

    (bkz: tırnak bakımı yalanları)
  • leke giderici serumlarda kurtarıcı formül
    cilt lekelerimle savaşta cephaneliğimi genişletiyorum arkadaşlar. her serumun vaadi aynı, 'bir haftada yok olan lekeler' falan ama gerçek öyle değil işte. c vitamini serumuyla başlayıp niasinamide geçtim, şimdi de tranexamik asitli bi serum deniyorum. allah'tan sabırlı biriyim de bu süreçte pes etmedim. lekelere mevsim geçişi gibi bakmak lazım, yok olmuyor azalıyor sadece. güneş kremi olmadan hiçbir serumun ekmek yemeyeceğini de çok geç öğrendim, o ayrı.
  • evlilik teklifi hayal kırıklığı
    normalde fantastik bir evlilik teklifi beklerdim her kız gibi; balkonda gün batımı, violon çalan adam falan. erkek arkadaşıma da sezdiririm diye her fırsatta kaçamak cümleler kuruyorum. sonra bir gün kafeteryada yemek yerken garsondan gelen hesap fişine baktım, üstüne kurşun kalemle 'benimle evlenir misin?' yazılmış. şok oldum içimden, şampanya yerine hesabı ödedik. sonra anladım ki bazı erkekler için teklif dediğin pastanede bir çay üstüne, düdüklü tencerede geçiyor. hafif buruk kaptım ama yine de kabul ettim tabii ki.
  • modern kadın tripleri
    hem kariyer yapıp hem anne hem mükemmel eş olmak zorundaymışız gibi bir algı var, sığmıyor canım şu kalıplara.
  • aynı sofrada sessizliğe gömülen evlilikler
    çatal kaşık sesleri sohbetten daha anlamlı hale geldiğinde, o masada bir değil iki yabancı oturuyordur.
  • modern kadın sessizliği
    artık poponu kaldırmak zorunda kalmıyorsun; başından beri sadece kafan rahatsa varsın.
  • oxford üniversitesi hayalleri
    oxford'a gidip ahkam kesmek isteyenler bilir ki orada sadece ders çalışmak yok, aynı zamanda o tarih kokan kütüphanelerde kaybolmak var. ama başvuru süreci tam bir kâbus; ne istediklerini anlamak için psikolog olman lazım. bu tarz yurtdışı eğitim başvurusu aslında sabır testidir.
  • güneş kreminin spf 50 mythosu
    spf 50 demek yüzde 98 koruma demek, spf 30 ise yüzde 97. aradaki fark koskoca yüzde 1! ona takılıp kalmaktansa iki saatte bir tazelemek daha önemli.
  • dudak büyüten işkence parlatıcıları
    o jelimsi maddeyi sürüyorsun, bir dakika sonra dudakların sanki arı sokmuş gibi şişiyor. bi de üstüne o yanma hissi, parlatıcı değil resmen işkence aleti. ama moda bu, güzel görünmek için her çileye katlanırız değil mi?
  • her şeye yetişen kadın sendromu
    sabah kahvaltıyı hazırla, çocuğu okula bırak, işte toplantıya yetiş, akşam yemeği yap, bir de üstüne eşinin çoraplarını katla. bu sendromun adı aslında 'tükenmişlik' ama biz kadınlar buna 'süper güç' diyoruz. oysa pelerin yok, sadece yorgunluk var.
  • sivilce izine kesin çözüm vaatleri
    her hafta yeni bir mucize krem çıkıyor piyasaya, hepsi de beş para etmez. o izler geçmez, sadece zamanla soldurursun, kremle falan uğraşma kızım.
  • harari gibi biri işte
    yuval noah harari bu adam tam bir bilim filozofu. sapiens ile insanlık tarihini öyle bir anlattı ki mevcut düzenin aslında ne kadar kırılgan olduğunu fark ettim. şiddetle okumanızı tavsiye ederim, özellikle hafta sonu elinize kahve alıp.
  • parfüm seçemeyen modern kadın
    hangi koku bana yakışır, hangi notalar moda derken bir de bakmışız saatlerce parfümerideyiz. geçen ayki aldığın hâlâ duruyor, bir kere sıkıp unuttun.
  • kimyasal peeling cildi saman gibi yaptı
    15 gün soyul dökül derken cildim mahvoldu. keske okusaymisim öncesini, şimdi maske basıyorum günlerdir. düşünmeyin derim ama yine de denemeyin.
  • kaş serumu çilesi bitmeyenler
    ay canım benim, yok mu bu kaş serumu çilesi bitmeyenlerden? litrelerce serum sürüyorsun, üstüne bir de o minicik fırçacıkla şekil verme muhabbeti. bakıyorsun kaşına, bir tel bile çıkmıyor, üstelik cebin de yanıyor. tam alıştım derken bir hafta sürmeyi unut, başa dön. valla kaşın değil sabrın sınanıyor bu işte.

    ne diyim, doktora gitsek daha mı akıllıca? ama yok, sosyal medyadaki o şekerpare influencerların sihirli iksiri tutturmuş bir kere. boşver gitsin, en azından elimiz kolumuz sürekli meşgul.
  • evlilikte kavga değil komplo kur
    kavga etmek yerine sessiz sessiz plan yapan taraftanım, son anda köşeyi dönen hep ben oluyorum. eşim ne zaman mutfağa girdiğimi sorgulasa içimden 'plana gel canım' diyorum.
  • bağımlısı olduğumuz o kore dizisi
    cuma gecesi on bölüm birden izleyip pazartesi sabahı 'hiç uyumadım ama olsun' diyenler kulübüne hoş geldiniz, dizideki aşk hikayesi daha gerçekçi geliyor artık.
  • kylian mbappe nin saç stili
    bu kadar kaliteli bir futbolcu nasıl hâlâ profesyonel bir berber bulamamış anlaşılır iş değil. saçları uzadıkça bir biçimi olsa ayrı dert, tıramerken başka bir hikaye çıkıyor ortaya. genelde kort saç modeli tercih ediyor ama saç çizgisi iyice yukarı tırmanınca rüzgarla oynaşan bıyıklı yanyanardöner bir stilimiz oluyor. halbuki biraz düzeltse maç performansına falan etki eder, en azından tribünden dalga geçilmez. üzgünüm, ünlüsün ama foul bu.
  • daha çok