- 128 entry
- 92 başlık
-
yalnızlık krizini cilt bakımıyla atlatmak
içinizdeki o devasa boşluğu elin toksik adamlarıyla doldurmaya çalışacağınıza yüzünüze bolca hyalüronik asit basın, inanın neme doymuş bir cilt o vasıfsızlardan çok daha vefalı çıkıyor. yalnızlıktan daraldığım anlarda anında o fahiş fiyatlı kremlere koşup terapi niyetine kredi kartı ekstresi şişiriyorum. aşksızlıktan çürüyen kalbime çare bulamıyorum bari cilt bariyerim onarılsın diyerek o karanlık geceyi de bir şekilde savuşturuyorum.
(bkz: ağlarken yüze sürülen c vitamini serumu) -
yalnızlığı bastırmak için alınan yirminci nude ruj
o derin yalnızlık hissi göğsüme çökünce hemen sepetimdeki asla ihtiyacım olmayan o yirminci nude ruju alıyorum ve anında sanki ruh ikizimi bulmuşum gibi aydınlanıyorum.
şu hayatta beni gerçekten vasıfsız bir erkekten çok daha hızlı ve garantili tatmin eden tek terapi yöntemi budur kızlar, net bilgi yayalım. -
mutlu evliliğin tek sırrının ayrı banyolar olması
kızlar inanın o mum ışığı romantizmleri falan koca bir yalan, asıl huzur adamın o kıl tüy bıraktığı lavaboyu ömrünüz boyunca hiç görmemekte yatıyor. sabahın köründe banyoyu savaştan çıkmışa çevirdiğini gördüğünüz an gelen o bütün evi ateşe verme isteği inanın bana tüm peri masalını bir saniyede bitiriyor. o yüzden gözünüzü açın ve çift banyolu ev arayışı işini en başından çözün, gerisi zaten beyefendiye sağır taklidi yapıp kahvenizi yudumlamaktan ibaret. -
dolar kuru yüzünden sephoraya girememek
her sabah uyanıp borsa takip eden amcalar gibi döviz ekranı yeniliyorum sırf kozmetik sepetim yüzünden. geçen rutin kullandığım fondöteni yenileyeyim dedim, kasadaki rakamı görünce resmen mideme kramplar girdi. ekonomi uzmanı falan değilim ama benim şahsi enflasyonumu o bitmek üzere olan canım glosslar gayet net açıklıyor artık. bu gidişle yakında yüzümüze hacışakir köpürtüp sürüp cam cilt diye birbirimizi kandıracağız. -
nivea luminous 630 leke serumu
kızlar allah aşkına yüzüme pürüzsüzlük perileri inecek sandım ama sivilceden harita metoda döndüm, lekelerim gitsin derken yanaklarımda yepyeni kraterler keşfettim resmen.
ben buna vereceğim paranın üstüne az daha ekler gider paşalar gibi franksiyonel lazer yaptırırdım, valla sinirden oturup hüngür hüngür ağlayacağım şimdi. -
nivea böğürtlenli dudak kremi
lise yıllarında nemlendirsin diye sürüp kışın ortasında dudak çatlamasından kan revan içinde gezmemize sebep olan o meşhur efsanevi balmumu. kokusu o kadar güzel ki insan direkt ısırıp yutmak istiyor ama dudağa sürdüğünüz an o çiğ pembe renk sizi anında 2008 yılına ışınlıyor. nemlendirme falan hak getire zaten kızlar, sırf nostalji olsun diye masamda tutuyorum ki arada çaresiz ergenliğime bakıp dram yaratabileyim. -
yalnızlık hissini sepete ürün ekleyerek bastırmak
içinizdeki o devasa boşluğu indirimdeki bin liralık allıklarla doldurabileceğinize inandığınız o kusursuz ve acınası eylemdir. kargo geldiğinde evde tek başına ağlayan ama artık elmacık kemikleri parlayan borçlu bir kadına dönüşseniz bile o beş dakikalık dopamine yemin ederim her türlü değer. -
rihanna nın müzik kariyerini çöpe atıp don satması
kızlar milyarder oldun anladık da artık her yerde senin şu sutyenlerini ve kapatıcılarını görmekten yemin ederim gözlerim kanıyor. git bir stüdyoya gir de iki şarkı tıngırdat vallahi gına geldi senin bu doymak bilmez tüccarlığından. -
harvard üniversitesi
dünyanın en zeki erkeklerinin toplandığı ama içlerinden bir tanesinin bile doğru düzgün kombin yapmayı beceremediği o inanılmaz abartılmış vizyonsuz kampüs. oraya tam burslu kabul aldım diye günlerce kafamı şişiren flörtümün ilk buluşmaya ütüsüz kargo pantolonla gelmesinden anlamalıydım aslında buranın tam bir balon olduğunu. -
ankara trafiğinde heba olan gençliğim
sabahları o makyajı sanki yüzüme değil de direksiyon başında aynaya bakarak arabaya yapıyorum resmen. kızılay'a inene kadar farım uçuyor, o kadar özenerek sürdüğüm rimelim stresten akıyor. bi de o sürekli kornaya basan ve dibime kadar giren doblo'lu abiler yok mu, sırf onlara sinirlenmemek için sabah rutinime ekstra iki bardak papatya çayı ekledim ama nafile. bildiğin trafikte çöküyorum, o canım eskişehir yolunda her dur kalk yapışımızda göz kenarıma yepyeni bir kaz ayağı ekleniyor.
hayır anlamadığım şey, ankara'da deniz yok bir şey yok, nereye koşturuyor bu kadar insan sabahın köründe? batıkent'ten çıkıp çukurambar'a varana kadar resmen biyolojik yaşım değişiyor, arabaya bindiğimde taptaze bi kızdım indiğimde yorgunluktan huysuz bir teyzeye bağladım. vites değiştirmekten sağ kolum öyle bir kas yaptı ki, yakında o trafiği yaratan herkese inat gidip halter şampiyonasına falan katılacağım herhalde. -
ofsaytı tuzlukla anlatan erkek
hayatında bir kere bile kendi duygularını doğru dürüst ifade edememiş adamların, masadaki biberliği forvet yapıp bana kural öğretmeye çalışması gerçekten göz yaşartıcı bir özgüven.
sen önce o tuzlukla zahmet edip masama güzel bir kahvaltı hazırla da o ofsayt çizgisini sonra çekeriz. -
zımpara kağıdına dönmüş ellere sürülecek kremler
kış boyu sıcak sudan mahvolup bildiğin sanayi ustası eline dönen o narin parmaklarımı sadece l'occitane'ın o meşhur shea yağlı mucizesi kurtarabildi. siz hala ambalajı havalı ama zerre nemlendirmeyen o su gibi kremlere dünyanın parasını gömmeye devam edin kızlar. -
ilk buluşmada çabasız şıklık yalanı
o hiç uğraşmamış gibi görünen salaş ama pahalı kombin için aslında ayna karşısında saatlerce sinir krizi geçirdiğimizi o düz mantık adam asla bilemeyecek. üstümüze öylesine geçirdiğimizi sandığı o basit hırka bile tamamen bizim o geceye özel uyguladığımız profesyonel dekolte mühendisliği eserimizdir. -
en iyi maskara diye satılan hayal kırıklıkları
kızlar boşuna o fenomenlerin inanılmaz kıvırıyor diye çığlık attığı fırçalara paralarınızı dökmeyin, yemin ederim hepsi göz altını simsiyah pandaya çeviren vasat ötesi şeyler. güya efsane denen o maskaralar gün sonunda kurumuş beton gibi dökülüyor kirpikten, inanın anlamıyorum sahte yorum yazmaya nasıl doyamadınız cidden pes. paramla rezil olup makyaj temizlerken kirpiklerimi yolmak istiyorum diyorsanız gidin alın tabi koşa koşa.
(bkz: makyaj fenomenlerinin bitmeyen yalanları) -
evde manikür pedikür yaparken kendini doğramak
kuafördeki o tırnak etlerini pensle şak şak kesme ritüeline özenip bir anda içime sızan 'ben bunu evde bedavaya yaparım ya' perisi yüzünden banyoyu kan gölüne çevirdiğim dramatik eylemdir. hayır yani o pensi, törpüyü falan internetten sipariş ederken sanki rus manikürcü diplomam da kargoyla beraber gelecek sanmıştım. kendi etime resmen kasap gibi daldım, sol elimi yaparken sağ elim o kadar titredi ki bir ara tırnağımı kökünden söküyorum zannettim.
pedikür kısmı ise bambaşka bir cehennem; leğenin içine karbonat döküp lüks spa havası yaratmaya çalışırken kaynar suda az daha ayaklarımı haşlıyordum. topuklarımı törpüleyeceğim diye girdiğim o akrobatik pozisyonlar yüzünden belimi incittim resmen. kızlar yemin ediyorum gidip o parayı paşa paşa verelim, evde pürüzsüz topuk ve kusursuz et kesimi yapacağım derken elden ayaktan olmaya hiç gerek yok. -
çift aşamalı temizlik uğruna iflas etmek
suratımdaki iki gram güneş kremini çıkaracağım diye yüzüme adeta sıvı yağ boca edip o ürünlere bir ton para döküyorum kızlar. cilt bariyerimi kurtarayım derken banka hesabımın bariyeri yerle bir oldu yemin ederim. -
situationship
biz neyiz şimdi diye sordurtan modern zaman işkencesi. bir adam sizinle haftanın beş günü görüşüp, sabahları günaydın mesajı atıp, en yakın arkadaşınızın doğum gününe bile geldikten sonra "ben şu an bir ilişkiye hazır değilim" diyorsa tam olarak bu bataklığın içine düşmüşsünüz demektir. adını koymadıkları için sadakat bekleyemezsiniz ama mesajına geç döndüğünüzde ilk tribi de o atar.
resmen erkeklerin hem sevgililikteki tüm konfordan faydalanayım hem de canım sıkıldığında başkalarına yazarken vicdan azabı çekmeyeyim diye uydurdukları kılıftır bu. kızlar uyanık olun, üç ayın sonunda hala size net bir etiket vermiyorsa direkt kaçın. yoksa gece ikide atılan "uyudun mu" mesajlarına saatlerce anlam yükleyip kendi mental sağlığınızı hiç edersiniz. -
la roche posay effaclar jel mağdurları
yüzümdeki iki tane masum sivilceyi kurutacağım diye yola çıkıp tüm cildimi çöle çeviren o meşhur jelin mağdurlarından biri de kesinlikle benim. kızlar yemin ediyorum ürünü kullandıktan sonra yüzüm o kadar kurudu ve gerildi ki gülümsemeye çalışırken yanaklarım ortadan ikiye yırtılacak sandım. cildimin dengesini tamamen mahvettiği yetmezmiş gibi, şimdi o nemsizlikten fırlayan yepyeni kistik sivilcelerimle aynada nefretle bakışıyoruz. -
yılan gibi deri değiştirenlere losyon önerisi
kızlar her kış bacaklarımız yılan gibi pul pul dökülüyor sonra da gidip sosyal medyada şişirilen en işe yaramaz şeylere servet bayılıyoruz. neutrogena'nın o lacivert kutulu onarıcı bakımı varken gidip o süslü markalara avuç dolusu para dökmek net enayiliktir, gidin mis gibi sürünün de o çatlak toprağa dönmüş cildiniz biraz nem görsün. victoria's secret'ın o vıcık vıcık simli parfümlü çöplerini falan listeye hiç dahil etmiyorum bile, bize şov değil harbi harbi nem lazım.
(bkz: neutrogena norveç formülü) -
özlem türeci nin saçlarının her daim fönlü olması
ya gerçekten anlamıyorum kızlar, kadın pandeminin ortasında dünyayı kurtaracak aşıyı buldu ama o mikroskoptan her kafasını kaldırdığında o saçlar nasıl o kadar hacimli ve kuaförden yeni çıkmış gibi durabiliyordu? ben evden markete gidene kadar nemden saçım tiftik tiftik oluyor, kadın laboratuvarda mrna sentezlerken de dünya basınına röportaj verirken de brezilya fönü çektirmiş gibi pırıl pırıl parlıyor.
hayır bir de eşiyle sırt sırta verip sabah akşam virüsle savaşıyorlar, insan o yorgunlukla akşam eve gidince bir salaş pijama giyip saçını tepeden ucu kırık mandal tokayla incin topuz yapmaz mı? bence insanlığa asıl büyük hizmet aşının formülünden çok o hacimli fönün asla bozulmama sırrını açıklamasıyla olacak. bizi asıl aydınlatacak bilimsel devrim kesinlikle budur. -
aldatan erkeği şıp diye anlama yöntemleri
yıllardır evde göbeğini kaşıyarak oturan adamın bir anda spor salonuna yazılıp parfümlere bulanması ilk kırmızı bayraktır kızlar. o telefon masaya inatla ekranı aşağı bakacak şekilde koyulmaya başlandıysa zaten geçmiş olsun, boynuzlar kafanızdan çoktan çıkmıştır. hiç beklemeden o telefonu tuvalete bile yanında taşıyan canım kocanızın kafasında kırıp direkt avukata koşun. -
love bombing
hayatınıza bir anda girip sizi prensesler gibi hissettiren o mükemmel beyefendinin aslında manipülatif bir narsist olma evresidir. kızlar sakın kanmayın o ilk hafta ofise gelen devasa çiçek sepetlerine, sabah akşam akan iltifat şelalelerine falan, hepsi birer göz boyama illüzyonu. üçüncü ayın sonunda 'ben artık daralıyorum, biraz yalnız kalmak istiyorum' masalıyla sizi o koca duygusal enkazda tek başınıza bırakıp kaçıyorlar. -
yüzdeki kraterleri dümdüz yapan sivilce kremi
kızlar o kadar para döküp aldığınız o övülen kremleri çöpe atın çünkü cildi zımparalayıp yeni deri çıkaran o asit ile tanışana kadar sadece kendinizi kandırıyorsunuz. o el kadar mucizevi sanılan ama işe yaramayan tüpler anca cüzdanınızı pürüzsüzleştirir, yüzünüzdeki o devasa ergenlik yadigarlarını değil. -
temel geleneksel toplum simülasyonu
sırf komşu teyzeler arkamdan laf etmesin diye sabahın köründe uyanıp evi çamaşır suyuyla yıkamak zorunda olduğum, yirmibeşime gelmeden koca bulamazsam kusurlu mal sayılıp aforoz edildiğim o muazzam distopya. yemin ederim kocamın sülalesine her akşam yedi çeşit sulu yemek beğendirmeye çalışmaktan saçımda beliren beyazları kapatmaya bile vaktim kalmadı. -
the weeknd in iflah olmaz bir fuckboy olması
kızlar adamın sesine düşüyoruz falan ama allah aşkına şu adam tam bir red flag deposu değil mi? gece üçte "uyudun mu" diye mesaj atıp sabahına hiçbir şey olmamış gibi davranacak o iğrenç vibe'ı kilometrelerce öteden alıyorum. o melankolik şarkıların arkasında kesinlikle size sinir krizi geçirtecek narsist bir eski sevgili yatıyor, net yani.
(bkz: toksik erkek çekiciliği) - daha çok