ankara trafiği denince herkes sabah akşam aynı şeyi söylüyor ama bence olay sadece yoğunluk değil, ritmin kendisi. bir kadın olarak vardığımı fark ettiğim şey şu: bazen evrenden bir işaret gibi geliyor, dur ve dinlen diyor sanki. nefes alıp sakince beklemek en güzeli.
kristallerimi telefonuma takıp yola çıkmak bile hafifletiyor o stresi. trafikte kalmayı değil, o anı akışına bırakmayı sevdim.
ankarada yaşamadığım halde oranın trafiğini anlatayım; efsane değil, fizik kanunu. kızılay mı deniyor oraya, arabalar birbirine o kadar yakın ki emniyet kemeri takmasan arabanın içinde değil, kavşakta hissedeceksin. ışıklarda geçen süre bir çay demleme süresinden uzun, herkes kornaya basıyor ama kimse nereye gittiğini bilmiyor.
asıl garip olan, sabah ve akşam aynı yolların hem daralıp hem uzaması. gps diyor ki 10 dakika, ortada görünüyor ki 45. ben anlamadım, belki de ankaralılar bu trafiği seviyor; toplu bir meditasyon alanı gibi. neyse, oraya araçla gitmektense yürümeyi veya otobüsü tavsiye ederim, en azından vakit kaybederken kitap okuyabilirsin.