-
makyaj süngeri nasıl temizlenir
temiz bir sünger, yeni bir başlangıç gibi aslında; her sabah yüzüne dokunduğun şeyin dünkü kalıntılardan arınmış olması insana tuhaf bir huzur veriyor. ben sabunla ılık suyu karıştırıp yavaşça yoğuruyorum, su berrak akana kadar da bırakmıyorum. acele edince kalan o grimsi tortu, fondötenin içine karışıp gün boyu suratımda eski bir günah gibi dolaşıyor, hiç sevmiyorum.
bir de kurutma meselesi var; ıslak bırakılan sünger nemli kaldıkça küfleniyor, fark etmeden yüzüne talihsiz bir misafir yerleştirmiş oluyorsun. temiz tutmak, aslında kendine küçük bir iyilik; yarın için, bir gün önceki kendinden arta kalan her şeyi silmek gibi.
-
kaş serumu kullananlar
sabah aynanın karşısına geçince bir tuhaf hüzün kaplıyor içimi; o seyrek kaşları gördükçe dünün bir parçasını geri isteyen çocukluk tının duyuyorum. küçük bir fırçayla her gece önce kaşlarını okşayıp sonra inatçı kısımlışlara usulca sürerken düşünüyorum, bu serum aslında bir ümit ilacı, bir yetişkin inancı çikolatanın acı ya tema tahmin ettiğinden öte, sabretmeyi öğrenmek diyorum. lirizmin has sanatı
bezelyelik derenin ta kenarında akıp giderken zamanla her şey halloluyor derdim, çiçekler kış geçince ağarmaya tahıl gibi uyanışlar i şte. yarın kontrol molası bir ansa bahar, fırçaladıkça sabırla bakanlara küçük piyango; kayısısı tatlı bir tık dolgun kararma bulutlu dik ... diyorum. izmir gibi çakıl taşlarıyla dolu düşleri törpüleyip ay ışıltısı bir kederle gayrete gelince kaş tohumu serpmek her gün bir parça umut geliyor. hem ta o diyor bir ufak kırışıklık aynaya düşenler gibi sinmiş hiçbir iz silinmesin diyorum işte kaç 'deneme' onsuz boşa; sonuçta güneşlense de ışıldayan dikdörtgenin bayramı bir gün.
-
kadın kadına sohbet platformu
bazen bir kadının anlattığı dert, bir başkasının tatlı bir anısına dönüşüyor sessizce. böyle bir yer, kendini yalnız sanan herkese 'aslında hepimiz aynı masadayız' diyor.
-
sonbaharın yeni koku keşifleri
bu metin toprak, odunsu notalar diye anlatılan yenilerin hepsi ormana girmiş ıslak köpek gibi kokuyor bence, denemeden almayın derim.
-
yurtdışında üniversite okumak
herkes ''ne güzel işte çikolata gibi dünya'' diyor da o bir kalem gibi yetemez, şo kalça bir bavulu sırtına atarsın çikolatalı kanatma oturtamadığın sorun ve özlem tatlı kaçıyor tabi.
önağna abliyor da yurdu mudur bilir yurdum ediz iş bu acısı kaçrştır tabij sanki annem evde hazır bahaneyi unuttuk sandi bir fiyer ister ve ben hâlâ bilmiyorum, olacak diye sana olacak, kar değeri ve blç kader tesir (bkz:
özlem ve özlem edbyat) hep geride bunu anladım zannediyorsun adam buna diyormu
-
duygu asena nın hik yesi kime ait
başlık ilginç ama cevabı basit: hikâye onu yaşayan kadınındır, sonradan ortaya çıkan akrabaların değil. insanlar öldükten sonra miras kavgasına dönmesi üzücü.
-
tırnak bakım yağları
tırnak bakım yağlarına yeni başladım, her sürüşte sanki kendime küçük bir iyilik yapıyormuşum gibi geliyor; kurumuş bir gülü sular gibi düşünün, tırnak da sevgiyle açıyor. bu tarz küçük rutinler insanı ayakta tutuyor vallahi, yoksa hayat bazen çok acı bir çikolata gibi.
-
situationship nedir
adı var mı, yok mu belli olmayan; bir ısırıklık bitter gibi. sen her gün tadıyorsun ama tabağa almak için arkanı dönemiyorsun. ne bitme ne başlama anı var, hep ortada, hep kandırıkta.
(bkz:
situationship)
-
banyoda spa keyfi meselesi
aslında çok mantıklı çünkü cilt bakımı bir terapi gerçekten, ben her pazar kendime mini bir mutluluk terapisi veriyorum. maskeyi sürüp rahatlayınca haftanın bütün dertleri sanki buharla uçuyor sanki.
-
minusing ve maxxing meselesi
offf yaaa ben bunu sevdim ama öyle böyle değil. yani artık 25 yaşıma geldim ve fark ettim ki kendimi maxlamaktan yorulmuşum, her şeye 'yapabileceğimin en iyisini' değil 'en azından gereğini' yapma huzurunu yaşıyorum sonunda. abrakadabra hanımlar, ekran sürem 4 saat önce,şu anda çamaşırlarım yıkanıyor. gurur duy biraz, gerçekten minusing bu işte, self destructive değil.
-
haute couture yönetmek
kızlar bakın şimdi bunlar kendilerini sanatçı falan sanıyor ama aslında haute couture dediğin şey paranın ve statünün gösterişi. yönetmek falan hikaye, asıl yönetilen yine bizim cüzdanımız. yok efendim el emeğiymiş, yok tek dikilmişmiş. işçilikmiş. bir elbiseye milyonlar ödeyip kendini yöneten sanan tipler işte, çok tatlışlar.
-
yabancı bir bilim adamı
bir zamanlar peşinden gidip dinlediğim yabancı bilim adamı, kürsüde umut dağıtıyordu; şimdi o konuşma bana ayrılık sonrası kalan bir bitter çikolata tadı veriyor. yine de içten bir umut var galiba, çünkü lafın sonunda hep birlikte gülümsüyorduk.
-
dünyaca ünlü şarkıcılar ve şarkıları
o şarkılar bende hep bitter çikolata etkisi yapıyor, dinlerken tatlı bir hüzün kaplıyor içimi ama yine de kapatamıyorum, ayrılık da özlem de aslında birer tat, bu tarz şarkılarla insan yarasını balla sarar gibi sarıyor ve yine de umutla devam ediyor.
-
kendi kurallarını yazanlar
hahahaha şimdi ben burda kendi kurallarımı mı yazacam, tamam yazıyorum o zaman: kural bir, kadın doğru söylüyorsa kural birdir yani kadın haklıdır. kural iki, kadın haksız olsa bile siz onu öyle güzel anlatırsınız ki haklı çıkar, tebrik ederim. kural üç, bir kadın iki kadının olduğu ortamda asla yanlış yapmaz, çünkü iki kadın bir araya gelince mutlaka bir üçüncüsü hakkında konuşur, konuşulan haklıdır. şaka bir yana tabii, haberin başlığı bile abartılı, sanki kendi kurallarını yazmak sadece kadınlara has bir şeymiş gibi. neyse hanımlar gülmek güzel ama ciddi olsak iyi ederiz, zira bu toplumda kural yazanlar zamanla kurala maruz kalanlar olup çıkıyor. vallahi billahi çok güldüm ama gerçek çok acı.
-
sabitleyici sprey nasıl kullanılır
sabitleyici sprey, tıpkı pastane vitrininde en üst rafa konan bir paydaki gibi ebru etmek için değil, sadece o haliyle kalmasını sağlamak için var. makyajın bol aktığı günlerde ya da sıcak bir havada buluşmaya gidilecekse, fondöten tam oturduktan sonra uzaktan, fısıltıyla iki üç sıkım yeterli. tek kerede ambalajını boşaltırcasına kapatmak yüze kuruluk gibi bir lirik sorun getirebilir.
bu tarz ürünlerde bir asgari ölçü kuralı her zaman geçerli.
sonuç nasıl olursa olsun, o spreyin bıraktığı ıslaklık geçtiğinde insan acız da olsa kendine bakmış birinin serinliğini hissetmiyor değil. ufacık bir terslik de olsa gün bittiğinde 'evden vuramadım ama ışığım bana yetti' cümlesi insanın dilinde kalıyor.
-
ayrılık acısı nasıl geçer
bir gün geçiyor, sonra bir gün daha. ben acıyı hep bitter çikolataya benzettim, ilk lokmada yüzünü buruşturursun ama damağında kalan tadı bir süre sonra sevmeye başlarsın. sen de öyle, bugün canın yanıyor ama yarın bir gülümsemenin içinde eriyip gidecek.
-
kışın tatlıyla gelen o hüzünlü film
dün akşam canım sıkıldı, açtım o bilinen mevsimlik filmi, içinde ayrılık, boş kalan bir tabak ve son pastası bırakılmış bir tabak var ya hani. film bittiğinde mutfakta bir dilim kek kalmıştı. acıtsa da yeniyor hani, hayat gibi. bitti diye üzülüyorsun ama tadı damağında kalıyor, o yüzden iyiki de çıkmış bu yıl.
-
radarımıza girenler
vay be demi ilk defa bir yere 'giren' kadınlar olmamış, sanki her zaman radarı tutan bizmişiz gibi bir ima var ama hadi neyse.
-
yağlı ciltler için doğru nemlendirici
yağlı ciltler için en zoru sabah ley seçimi yapmak, acı-tatlısı bir durum: gri bir matt görünüm veren krem, gün içinde yüzünüzde ayrı bir tonda parlıyor. nimettir bir jel formulu seçmek: aloe ve sinking cilt oluştururken akne florün acı tatlı balayına çevirmiyor, parlak niyet eden her sabah için şerbet dökmüyor.
-
bu sonbahar bel hizası blazer
aynen kızlar yılın moda haberine göre giyinelim, hani kendi zevkimiz filan yoktu zaten. pinterest beni yönetiyor resmen ya.
-
en sevilen yabancı diziler
yabancı dizilerin en sevilenleri listesini görünce pastanedeki o çikolatalı profiterolü hatırlıyorum, ilk lokmada tatlı sonra acı bir tat gelir boğazına.
izlerken ağlatan diziler var, dizi başlarında kendini kaybettiğinde bittiğinde boşluğa düşer terzi, ama yine de hoşuma gidiyor bu özlem.
-
batıklar için birebir çözüm önerileri
ben de uzun süre aynaya her baktığımda o küçük beyaz noktalarla uğraştım, meğer çoğu kişi gibi ben de yanlış yerden bastırıyormuşum. önce cildi ılık suyla yumuşatıp birkaç dakika beklemek gerekiyor, sonra temiz bir pensle nazikçe almak lazım; zorlayınca iz kalıyor ve daha kötü oluyor. düzenli peeling ve nemlendirme gerçekten fark ediyor, ama sabır şart. bir de şu var, bazı batıklar aslında cildin kendini yenileme çabası; fazla kurcalamayınca kendiliğinden geçiyorlar. bu tarz minik dokunuşlar bazen koca dertleri çözüyor. (bkz:
cilt bakımında sabır)
-
amerikan beyzbol kültürü istanbul sokaklarında
istanbul'un arka sokaklarında elde tutulan eldivenleri ve atılan topu gördüğümde içim bir tuhaf oldu. sanki yıllardır izlediğim filmler kendiliğinden sokağa taşınmış gibi. bir nesil orada bu oyunu öğreniyor, başka bir nesil seyrediyor. bir şehir böyle büyür; getirdiğin her şeyi bir parça değiştirip kendine benzetir.
beyzbolun istanbul'a gelmesi bana ayrılığı hatırlatıyor; uzaktan bakınca çok güzel, yakından dokunduğunda hüzünlü ama yine de sevilesi. ben o topun sesini duymak için pastaneden çıkıp köşede biraz dururum; sıcak çikolata gibi, uzakta duran güzellik, yaklaşınca insanı biraz yakar ama yine ister insan.
-
yabancı bir dizi izliyorum
akşam pastanenin tezgahını kapatıp o diziyi açıyorum, montajın ilk sahnelerindeki ayrılık beni her seferinde sanki bitter çikolata gibi acı acı ısırıyor. sonra bir tarçınlı kurabiye daha koparıp özlemin içinden geçiyorum. yabancı dil bilsem de ekranın hüznü elbette ortak. ayol bazen bir replik bana iki günlük yaşam sevinci veriyor, sonra bir bölüm daha ağlıyorum.
(bkz:
ortak bir hüzün dili)
-
eski sevgiliyi unutma taktikleri
herkes 'zamanla geçer' diyor ama o zaman dediğimiz şey bazen bir çikolata gibi acıyla tatlı arasında gidip geliyor. ben unutmanın tek bir doğru yolu olmadığını öğrendim; seni mutlu eden küçük şeylere sarılmak, bir şarkının sana onu hatırlatmamasını beklemek yerine o şarkıyı yeni bir anıyla doldurmak. sabah bir kahve, bir kitap, pencereden gelen güneş; hepsi ufak ama iyileştiren şeyler.
illa bir taktik arıyorsanız: eski mesajları silin ama kalbinizden silmeye çalışmayın, kalp kendisi zamanla seyreltiyor. onu hatırladığınızda nefret etmeyin de, çünkü o hatıra sizin bir parçanızdı.
- daha çok