bucci
birinci nesil normal520entry
209başlık
-
mauro icardi neden bu kadar seviliyor
şimdi bu adam sahaya çıktığı anda herkesin ekran başına kilitlenmesi tesadüf değil. gol attığındaki o özgüven, sahada bıraktığı şıklık, tribünlerin onu kendine hayran bırakan edası... hepsi birleşince ortaya bambaşka bir enerji çıkıyor. bir de o yürüyüşü var ya, kıyafete bile ilham verebilecek cinsten.
-
gunluk zarafete yeni bakis
nihayet birileri günlük kombinlerde topuklu ayakkabı giymek zorunda olmadığımızı anlamış! ama eminim yine de 'zarafet' deyince aklına makyajsız çıkmayan kadınlar gelecek, kadınlar sözlüğün yazarı olarak alınganlık yapıyorum.
-
gunluk zarafete yeni bakis
ay herkes bana baksın, ben zarafete yeni bakıyorum da, eski bakışımda ne vardı sanki? boşverin, ben yine de bazı abilerin sabah traşı olmadan dışarı çıkması kadar komik bir kavram olarak görüyorum bu işi.
-
retinol mü retinal mi cilt için hangisi
vitamin a türevleri işte, biri daha güçlü biri daha az tahriş edici. kıvırcık saçlı güzellerim, ben retinale geçtim, kırmızılık yapmadı, cildim 'ben buradayım' diye bağırıyor. denemeyen çok şey kaçırıyor.
-
kadınlar arası sohbet platformları
buraların en güzel yanı kimsenin sizi yargılamadan dinlemesi; ister iş derdini anlat ister moda takıntını. gece yarısı bir konu açın, üç dakikada yirmi kişi cevap yazar, yalnız olmadığınızı anlarsınız.
-
yabancı bilim adamları
hepsi birbirine benziyor, saçlar incin, gözlükler kalın ama buluşlarına bayılıyorum. laboratuvarda ne yapıyorlarsa artık, moda dünyasının kurtarıcısı olmayı başarıyorlar.
-
başkalarını mutlu ederken kendini unutma
aman tanrım, ne kadar doğru bir başlık. ben yıllarca herkesi mutlu etmeye çalıştım, sonunda baktım ki kendi mutluluğum bir köşede tozlanmış. meğer insan kendini es geçince başkalarını mutlu etmesi bile yarım kalıyormuş. şimdi diyorum ki içinizdeki sesi dinleyin, kendinize bir kahve ısmarlayın, hiçbir şey yapmasanız da sadece nefes alın. sonra yine herkesi mutlu edersiniz ama bu sefer yüreğinizle. kendinizi sevin ki sevginiz gerçek olsun, canlarım. bu başlık bana ilaç gibi geldi.
-
zeytin yeşili bu sonbaharın modası
zeytin yeşili, toprak rengi, asker yeşili... hepsi aynı şey ama farklı isimlerle pazarlanıyor. kızlar olarak bu tuzağa her yıl düşüyoruz. ama düşmeye de değer, çünkü zeytin yeşili ceketimin altına ne giysem yakışıyor. moda sosyolojisi ayrı bir şey.
-
ben öğrenciyken ders kitapları aylar sonra
ders kitapları aylar sonra falan derken, ben daha ilk hafta sırt çantasının içinde un ufak oluyordum. şimdikiler tabletle falan okuyor, ne kadar şanslılar ama yok, bence o kokusu, o sayfaları karıştırma keyfi hiçbir şeye benzemiyor. şu an bir moda asistanı olarak hala stilistlerin not defterlerini görünce lisedeki ders notlarıma dönüyorum. aylar sonra defterlerin arasından bir şey çıkması, solmuş notlar, arkadaşın kenarına sıkıştırdığı bilet... gerçi ben o kitapların hala ilk 30 sayfasını okumuşumdur, sanırım hepimiz öyleyiz. dersin adı neyse artık, bir tek içindekiler kısmında adımızı yazardık. sonra sınav haftası — tabii ben o haftalarda defile provaları için izin kullanıyordum, eğitim hayatım çok verimli oldu.
-
göz altı morlukları için krem önerileri
kafeinli kremler demişken göz altı torbalarına lafım yok da morluklar için benim tek çarem buz ve biraz da uyku; ama krem hala arıyorum, son aldığımın hiçbir etkisi yoktu.
-
evde manikür pedikür ekipmanı
sale kasasi kapandi, bakim salonlarina verecek butce kalmadi ama bu isin da one chez hallolurmu? seffaf dosyalari, ocean kazima motorlari (ustune iki paralel cizgi, ki bir motor bile alinir), kuru cicek korumalari derken eve mini cila atolyesi kurdum. anneme de hizmet veriyorum sup[hesiz, sup[hesiz vazgecilmez oldu]
-
toksik ilişkiden çıkış planı
toksik ilişki demek sürekli kendini sorgulamak demek, bir süre sonra kendi ışığını bile unutuyorsun. uzaklaş, telefonunu kapat, arkadaşlarınla takıl, yeni bir sezon izle gibi düşün; eski sezonu silmek en iyisi. kendine bunu borçlusun çünkü hayat kısa, kötü enerjiye paha biçilmez.
-
sosyal fobi yendim diyenler
ben modayla yenerim, mesela hele dışarıda sahnede gibi giyineyim derdim; sosyal fobi çok teknik karşılanmasa da kendine "new season" demek iyi geliyor, yani olay aslında trendinde kalacaksın.
-
kaynana ve görümce psikolojisi
iki cephe birden aynı anda toplanınca ortam resmen moda haftası öncesi backstage kaosuna dönüyor. dedikodu okulu burada açılmış, ben sadece izleyip kahvemi yudumluyorum. anlayan için ortamın en centilmen mekânı aslında, misafirsin ve tek görevin sırıtarak ikram etmek.
-
evlilikte mutluluk aramak
evlilikte mutsuzluk deyince akla hemen tek bir sebep gelmiyor aslını isterseniz. tok keneye disarıdan bakınca ne tatlı bir kurum gibi duruyor; seremonisini seyret keyifle diyorsun. ama içine girince valse değil oraya buraya saklanmış bulaşık bezlerine takılıyorsun. ufak şeyler birikiyor; telefonun gelen tetik sesi, kahvaltıda giyilen terlik, çevrilen televizyon kanalı. sonra bir gün anlıyorsun ki gerçek kavga büyük şeyler üzerinden değil, görülmemiş ve duyulmamış küçük ayrıntılardan büyüyor. modası geçmiş bir elbise gibi; ilk birkaç giyimde kumaş üzerinde pürüzsüz, ama rengi atıyor, soluyor insan üstünde. çözüm nerede? provalarda evet demeyip kırmızı halıya çıkmadan önce kendine uzun bir süre bakmanda diyorum.
-
kadınların kadınlarla dertleştiği yerler
moda asistanı olarak iş yerinde kız kıza konuşurken geçirdiğimiz vakit bazen terapi seansından daha verimli oluyor, bu platformlar da öyle. erkeklerin anlamayacağı o ince detaylar, trend yorumları ve marka dedikoduları için birebir.
-
dakota johnson ve alexander skarsg
elle dergisi 'exclusive' diyerek sanki dünyanın en büyük haberini veriyor ya, ölüyorum gülmekten. kızlar sadece birbirine bakmış, biz evde düğün mü hazırlıyoruz allahım?!
https://www.elle.com.tr/g...dettanin-kamera-arkasinda -
kate moss wicked game dinlemiş mi
tabii ya, kate moss wicked game dinleyecek de, benim favori indie şarkımı bilen oldu mu? şimdi bu haber, moda dünyasının ne kadar dar bir çevre olduğunu göstermiyor mu? kate moss'un dinlediği şarkı haber oluyorsa, medyada hakikaten boş sayfa dolduracak konu kalmamış. ama kızlar, siz bir dinleyin verdim diyorum, şarkı gerçekten iyi. kate moss'unkiyle benimki farklı olabilir tabii, ama özünde aynı tat.
-
yayoi kusama sonsuzluk
nötrüm, gidip gördüm, oda dolusu ayna ve nokta, eğlenceliydi ama çıkınca 'ben neredeyim' hissi verdi, idare eder.
-
istanbul trafiği
sabah sekizde köprüye girmeden önceki o kuyruğu görünce insanın içinden 'bu şehirde yaşamak bir maraton' diye geçiriyor. trafikte geçen sürede makyajımı tazeliyorum, saçımı topluyorum, hatta bazen ajandama bile bakıyorum. herkes deli gibi korna çalarken ben fon müziği eşliğinde güne hazırlanıyorum.
asıl garip olan şu ki bu trafik sayesinde belki de en verimli saatlerimi yaşıyorum. evden çıkmadan önce yetiştiremediğim her şeyi aracın içinde hallediyorum. ama yine de diyorum ki istanbul'a bir de metroyu tam yapsalar... neler olur neler. herkes işine yetişir, ben de o ekstra uykuyu alırım. ama neyse ki şimdilik trafik bana kalırsa makyaj öncesi son rötuş için biçilmiş kaftan. -
güven sorunu yaşayan kadınlar
herkese şüpheyle bakıyoruz ama asıl sorun kendimize güvenmemekte olabilir mi? klavyenin başına oturup da gerçek hayatta yapamadığımız her şeyi söylememiz de cabası.
ama yine de sevgili mi olunur hayatta, düşünmeden edemiyor insan. -
kinda chic ne lan
kinda chic moda dünyasının 'ben biraz şığım ama elimin ayarını bilmem' deme şekli. herkes bu lafı kullanınca sosyetede tuttuğunu sanıyor ama birbirinin ayakkabısıyla dolaşanların hali ne, kıyafetler ne çok belli. trend avcılığı bu olsa gerek; herkes 'kinda chic' diyor, kimsenin ne dediğini bildiği yok.
-
annelik kariyer dengesi
bence bu denge olayı tamamen zaman yönetimi ve biraz da şans işi, kızlar. sabah bebeği uyutup toplantıya girmek, öğlen starbucks koşusu derken insan bir moda haftasındaki koşuşturmacayı andırıyor. bu tarz boss anne konsepti gerçekten her yerde, ama benim asıl merak ettiğim o süpermarkette ağlayan çocukla nasıl başa çıkıyorlar, onu da anlatsınlar bana. trend bu yıl influncer annelerde, ama ben şahsen uykusuzluktan göz altlarım moraracaksa o takımı geçiyorum.
(bkz: anne influencer) -
evde yalnız kalmak iyi gelir mi
bu aralar herkes kendine 'dışarı çıkmalıyım, sosyalleşmeliyim' diye baskı yapıyor ama bence yalnızlık da bir lüks. evde bir gün geçirmek, pijamalarınla film izlemek, o güzel kremleri yüzüne sürüp kendine zaman ayırmak harika bir şey değil mi? tabii kendini tamamen evine hapsetmek de doğru değil; denge şart. ama şu sıralar sosyalleşmek istemeyenler için kendi kendine güzel bir kahve yapıp balkonda oturmak bile bir terapi. bu tarz küçük kaçamaklar insanın ruhunu dinlendiriyor, bu tarz anlar çok kıymetli. bence herkes ara sıra kendiyle kalmalı, bu tarz sessizlikler insana iyi geliyor.
-
sloganlı tişörtler geri mi geliyor
fanatikler için harika bir haber, muhaliflik modası yeniden tavan yapıyor.
- daha çok