• bugün (132)
  1. bu başlık açıldığından beri içimde bir karanfil gibi ağırlaşan bir sancıyla yazıyorum. sessizlik aslında en yüksek sestir derler ya, evet öyle. insan en çok hiçbir şey konuşmadığı anlarda bağırır içten içe. günler birbirini kovalarken hiçbir tartışma yaşanmıyorsa ve iki çift göz aynı duvarda asılı bir tablo gibi donuksa, bahar bahçesinin ortasında bir gül susuz kalınca nasıl başını eğer, o öyle oluyor işte. bazen masada yemek yenir, ekranların ışığı yüzlerde gezinen tek şeydir; sonunda geriye yalnızca katlanılmaz, tok ve çınlayan bir yalnızlık kalır. itiraz edilmeyen her şeyin usul usul solduğunu bir gün fark edersin, en taze gonca dahi kabahatin yalnızca kendinde olduğunu zannederek kurur. ancak bir bahçıvan bir çiçeği severken ona sabırla baktığı, yerini değiştirdği halde hâlâ yaşam belirtisi göremezse bir çözüm üretme vakti gelmiştir demektir. sevginin derdi içinde nefes alabilmektir; nefes alamayan bir aşk yüksek dallarında bile büyüyemez. ben belki de bu sabah buğulanan pencerenin ardından çok kısa bir an ideal evlilik huzurunu yeniden hayal ettim ve yazmanın şahane olduğunu hissettim. aynı evi paylaşmak anlaşabilmek değildir; bu da hep bahar usulü sabır ister. sessizlik dediğim şey bile sadece haykalın kalp cilası misali bir hakikatin başlangıcı olabilir. ve anlıyorum ki bahçemizi hep yesillikte tutma isteyeni hâlâ benden baş... neyse hanımefendilik bu bahar mevzusunda bile kimseyi fazla üzmez.
   tümünü göster