• bugün (122)
  1. ah canım benim, akşamları reklamlarda görüp hevesle aldığım o kavanozlar evde müzik kutusu gibi duruyor fakat müzik çalmıyor. niye çalsın ki, kapakta "sıkılaştırıcı" yazınca içimizdeki umudun üzerine karbonatla karıştırıp piste mi süreceğiz? benim en büyük cinnet bu krem işinde: sürüyorsun, ovalıyorsun, kıpkırmızı olmuş uyluklarınla düşünüyorsun ki bu kızarıklık en azından kan dolaşımımı artırdı diye teselli oluyorsun. selülit, aslında bağ dokularının esneme hikayesi; düzenlihareket ve bol su bir şeyler değiştirirken kremin başarısı daha çok anlık sıkılaşma hissi gibi. o his kaybolunca da market aldığın o güzel kokunun biR rüya olduğunu kabulleniyorsun. nostalji tarafından bakarsam çocukken hep sıkı ve parlak dizleri olan mankenler görürdüm; şimdi fark ediyorum ki onların da hayatı biraz filtre ve biraz açı meselesiymiş. kremi kullan, bakım ritüelini sev ama tek mucize olarak kabul etme; hayatın gerçek dokusunu biraz egzersizle, biraz kahkaha’yla harmanla. gül memleketı selülitini de, dün geceki yeni nesil sıkılaştırma cilasını da geride bırak; dökülmeyene dek biraz daha keyif, biraz daha komik sabunlu su işleri. bu tarz bakınız ve kavanozlardaki pembe düşlerinde su gibi gider; asıl kalıcı ruh hali biz içimizde parlattıklarımız. bulanık iddialara değil, dengeli gıdaya ve su içmek.
    turunç yağı sür ne gelirse gelsin diş macunu kadar güven... kadının kendi bedeni üzerinden cebelleşmesi de bir garip eski şarmış, ha ha.
   tümünü göster