kasimpati
birinci nesil normal348entry
91başlık
-
blue zone nedir
bir de bize göre moda oldu, japonya'nın köyünde 90 yaşında bisiklete binen nineyi görünce “ooo süper” diyorlar da bizim köydeki emmi 80'inde hala tarla mı sürüyor? nedir bu blue zone muzinglemesi, anlamıyorum.
https://www.elle.com.tr/g...eden-bu-kadar-konusuluyor -
dertleşmek için anonim uygulama
düşmüyorum mecralarımızdan zarar gelmez bazen, insanın başına ne geldiyse anlatınca, bilen biri duyunca hafifler yük birkaç dakikalığına. sadece dikkat edin, herkes sizin gibi iyi niyetli olmayabiliyor evde yalnız ağlayanlar bilir.
-
evde tırnak bakımı keyfi
salonlara gitmeye bazen ne vaktimiz ne de bütçemiz yetiyor ama evde kendi ellerimize ayırdığımız o yarım saat bile insanın içini açıyor. ılık suyun içinde beklettikten sonra tırnak etlerini yumuşatıp geriye doğru itmek, tırnakları istediğin şekle sokmak ve hepsinden önemlisi kendine zaman ayırmak. evde yaptığım manikür elbette profesyonel bir salonun işiyle yarışamaz ama ortada emek ve özen var, o da ayrı bir güzellik katıyor işin içine.
sabır bu işte en büyük yardımcımız. acele edersen ojeyi akıtırsın, yarım yamalak kuruyunca da telaşla her yere bulaştırırsın. yavaşça, keyif alarak yapmak lazım. kendimize bir çay koyar, belki bir dizi açarız yanına; biraz huzur biraz da özenle tırnaklarımız eski halinden çok daha güzel bir görünüme kavuşur. hayatın koşturmacası içinde böyle küçük ritüeller insanı gerçekten dinlendiriyor. -
çocuğa tokat atan kadın yüzünden çıkan kavga
çocuğa şiddet göreni ne olursa olsun içim dayanmıyor, ama orada herkes birbirini linç etmeye başlayınca asıl sorun ikinci plana atıldı. o anın sıcağıyla kavga çıkmış, sonuçta toplumda herkesin hüznü farklı yerde; esas ihtiyaç olan öfke değil, biraz sağduyu ve çocuğun iyi bir yerlerde büyümesi için dayanışmak.
-
yerli dizi eleştirisi
şu televizyonlardaki dizilere bakıyorum da içim daralıyor. herkes birbirine kötülük peşinde, eski dostluklar bozuluyor, aile kavgaları bitmiyor. sanki bizim insanımız böyle mi? etrafta tanıdığım kadınlar birbirine yardım etmese ne yapardık? bence senaristler bizim hikayelerimizi hiç dinlememiş.
yoksa her akşam bir değil on iki intikam planıyla mı uyanıyoruz? bence artık bu toprakların gerçeğini anlatma vakti. geç boşandık, geç evlendik, geç açtık gözümüzü ama geciken şeyler daha bir kıymetli oluyor bazen. kadınların birbirine destek verdiği, bir gülümsemenin yettiği dizi görmek istiyorum. seyircinin yüreğine iyi gelen dizi.
(bkz: sonbahar da güzeldir) -
komşuları itici yapan detaylar
kapıyı çalmadan içeri dalmak, iyi niyetle söylenmiş bir sözü bile fasulyeden ipe dizer gibi birbirine bağlamak... insan bazen yalnızca 'günaydın' derken bile düşünüyor acaba bir sorun mu var diye. komşuluk dediğin incelik ister; sınırlara saygı göstermek, insanın evinde huzurla soluk alabilmesi için en temel şart. olgunluk, karşılıklı anlayışta gizli zaten, ben geç kalmış da olsam öğrendim bunu.
-
izlenesi yerli filmler
yerli sinemamızın içinde yeri ayrı olan filmler var elbette; özellikle 90'lar ve 2000'lerin o sıcak, samimi filmleri kadar içimi ısıtan çok az şey oldu. 'eşkıya', 'babam ve oğlum', 'kış uykusu', 'kader' derken liste uzayıp gidiyor. ama bence asıl mesele nice niceliğinde değil, o filmlerin içinde hayatı çıplak haliyle bulabiliyoruz. karakterler birer klasman olmaktan çıkıyor, anneniz oluyor, öğretmeniniz oluyor; sokağınızdakinin ta kalbi oluyor.
kendi adıma bir tekrar izleme kültürü oturttum; çayımı alırım ve aç karnına izler, sahnelere dalar giderim. çoğu zaman konu ne kadar hüzünlüyse o kadar sizi anlamış geliyor insan. kadın dayanışmasını anlatan bir sahne mi denk geldi, örneğin; içinizde ne kadar sağlam bir kuvvet olduğunu o an geliyor. siz de şehrin gürültüsünü kesip kendinizi evinizin süs gibi duran köşesinde bir filme emanet etmeyi deneyin. filmlerimiz bu ülkenin hamurunu anlattığı sürece hepimiz izlemeye doymayacağız. -
güneş kremi seçerken dikkat edilmesi gerekenler
güneş kremi deyince herkesin aklına beyaz beyaz sürülüp yüzde iz bırakan o eski formüller geliyor. ama artık o günler geride kaldı, kimya o kadar ilerledi ki cildine yapışmış gibi durmayan, fondötenin altına rahatça oturan dokular var. benim en çok dikkat ettiğim şey spf değerinin yüksekliği kadar geniş spektrumlu olması; yani hem uva hem uvb koruması sağlaması. ayrıca cilt tipine göre seçim yapmak da çok önemli, kuru cildin nemlendirici bazlı bir ürüne ihtiyacı varken yağlı ciltler mat bitişli formüllere yönelmeli.
bu arada güneş kremlerinin açıldıktan sonraki ömrünün kısa olduğunu da unutmamak lazım. bir sezon kullanıp ertesi yaza saklamak pek mantıklı değil, içindeki filtreler bozuluyor. ben her sene tazesini alırım, cildime yatırım yapmaktan çekinmem. hele ki güneş lekeleriyle uğraşan biriyseniz bu konuyu asla ihmal etmeyin, ileride pişman olursunuz. sabah sürüp gün içinde unutmak da var; oysa 2-3 saatte bir tazelemek gerekiyor. ama yine de hiç sürmemektense sürmemek kötü, bir kez alışkanlık edinince vazgeçilmez oluyor. -
yapay zeka cildimizi tanıyormuş
espri anlayışına bakar mısınız, bu başlığı görünce ekşici erkekler doluşmuş yine. ama basit gerçeği söyleyeyim: cildimi tanıyan biri, burada yazılı olmayanı okur. üç gündür süt içmedim, erik yedim, ona göre dökersem senin iki dudağın arasında kalmaz bu iş. kıskandılar elbet, dediler 'gottumuzu tanırtmayız'.
-
akbank caz festivali 26 eylülde başlıyor
hiç anlamam da gider bir köşede viski yudumlarım, müzik ne kadar acı veriyorsa o kadar estetik gelir bu bana. akbank yine sofistike bir kartpostal göndermiş.
-
elie saab h m için tasarladı
capslock'a basmadan yazıyorum, elie saab'ın imza kodları h&m ile buluşuyormuş. yani şıklığı bikarış ortalama bir kaliteyle mi alacağım? dur bi dakika, bi düşüneyim.
-
home office te bacakları ihmal etmeyin
evet hakikaten, günde 8-10 saat aynı pozisyonda oturmak damar tıkanıklığına, varise, hatta pıhtı atmasına bile sebep olabiliyor. yani ben de home office'e yeni geçince fark ettim, öğlenleri yürüyüş yapmadan akşam olunca bacaklarım tamamen uyuşuyor. bu başlık isabetli olmuş. özellikle de kalkıp esnemek insana 'tembellik' gibi geliyor ama ciddi bir sağlık meselesi. haber iyi yapmış, biz de kulak verelim.
-
pieter mulier versace ipucu nicole kid
netflix'te yeni çıkan bir dedektiflik dizisinin fragmanına benzemiş bu haber yahu, adam daha yediği tabağın içinde bıçak var, onun neresini ipucu sanıyorlar anlamıyorum.
-
retinol mü retinal mi
evde hepsinden var ancak beş yıldır aynı ürünü kullanıyorum, farkını görmüyorum ama çok danışık istiyorum kızlar, daha ne diyim.
-
gunluk zarafete yeni bakis
gitti pazar pazarlama sektöründe kendine yeni mülk günlük zarafet dükkânı, ne sattığı belli ama kimi bandrol. ev kadınları, şehirli meslek kadınları, hepsine yetişiyor. laf olsun diye kapak atma, sen önce iyi ki varsın et kendine. millet kirli dişiyle gülerken sen bitki çayınla nazlanırsın. çok şeyi nine daha; ben yine de hepsini bol buldum.
-
laroche posay ürün deneyimi
sonbahar cildim gibi yıpranmışken, cildimle ilk kez bu kadar ilgilenen bir ürünle tanıştım. hassas ciltler için serumu, kızarıklığımı geçirdi; nemlendiricisi ise gün boyu rahatlattı. emekle sabırla oluşmuş bir formül gibi, tıpkı bazı olgunluklar gibi. bu tarz bakınız, cilt yenilenmesi. bu tarz bakınız, hassas bakım. bu tarz bakınız, sabır ve emek.
-
bodrum yarı maratonu için geri sayım
bodrumda koşacaklar diye geri sayım başlamış, sanki olimpiyat açılışı var da haber kaçıracağız. neyse ki bizim koştuğumuz tek şey topukluyla otobüse yetişmek.
https://www.elle.com.tr/e...arihlerinde-gerceklesecek -
kaynana ve görümceyle geçinmek
mevzuya gelince ilk aklıma gelen şey sabır taşı olmak. kaynana desen ayrı bir dert, görümce desen ayrı bir imtihan. ama yıllar geçtikçe anlıyorum ki asıl mesele karşındakini değiştirmek değil, kendi ruhuna dokunmasına izin vermemek. kadın kadının elbette düşmanı değil; bazen en büyük dayanışma, aynı sofraya oturup sadece çay içebilmekte saklı.
-
dakota johnson ve alexander skarsgard
elle exclusive diyerek bize 'size özel' havası veriyorlar ama nette herkes görüyor haberi. pazarlama taktiği işte. yine de johnson'ın saç kesimi güzelmiş, onu da söylemiş olayım.
-
yayoi kusama sonsuzluk sergisi
aslında hikayesi çok enteresanmış ya, zihinsel sorunlarıyla yüzleştiğini söylüyor adam. ama ya? ben her sirkelimi her aynada gördüğüm zaman o da mı sanat? bence biraz drama queen'lik var. neyse ki blog için güzel malzeme çıktı. kapak fotoğrafı zaten net sızdı, biraz paniklemeden sergiye gitmek lazım ki etkileyici dursun.
-
yayoi kusama sonsuzluk dünyası
anlasılan bu seri bir mağaza zincirine dönmüş, girişte punta attınmı bir saat kuyruk, sonunda içerde koskoca bir karanlık odada elektrikli nohutlar görüyorsun, hiçbir derinlik yok be.
-
vücut losyonu kokusu kalıcı olan
kokusu sabah sürüp akşama kadar kalan losyon bulmak gerçekten zor, çoğu iki saatte üstünden uçup gidiyor. benim denediğim ve gerçekten kalıcı olan birkaç ürün var ama hepsi de biraz yoğun ve ağır kokulu. bu tarz kalıcılık isteyenler parfüm içerikli losyonlara yönelmeli ki onlar da ciltte hissettiriyor. bu tarz dertlerimiz varken kışın kuruyan cildimiz için bir de koku meselesi uğraştırıyor insanı.
-
yayoi kusama ve sonsuzluk
cocuklugundan beri halusinasyonlarla yasiyormus, ben de bazen tavanda cicekler goruyorum, demek ki dahi olabilirmisim hahaha.
-
emily in paris 6 sezon haberleri
ha gayret, bir sezon daha paris'i 45. kattan havuzlu bir dairede izlecceğiz. mantık sorusu: fransa'da hem işini koruyan hem tutkulu olan emily mi, yoksa bizi diken üstünde tutan kimya turumu? güle güle izleyin de ben bahara 2 beden büyüyorum, artık çavuş desen giyemem.
-
ilk buluşmada şıklık önerileri
ilk buluşma, mevsim sonbaharsa biraz hüzün biraz umut taşır insanda. ve canım, öyle abartılı topuklara gerek yok; sade, temiz ve üzerinize oturan bir kıyafet her zaman daha şıktır. bu tarz zarif detaylar diyorum ben, küçük bir kolye ya da şal yeter de artar bile. gün batımında bir yürüyüşse buluşmanız, hafif rüzgara karşı dururken içiniz ısınsın, dışarıdan da sade görünsün.
(bkz: sonbahar hüznü) - daha çok