mujgan
birinci nesil normal319entry
80başlık
-
kiracı sorunları üzerine
ev sahibi deyince bizim oralarda Kapıcı Recep'in aklıma gelmesinden korkuyorum, çünkü ev sahibi demek bir ailenin kaderi demek. bu ülkede ev sahibi olan bir de kiracı olan var, hepimizin kaderi ya liraya ya da bugüne bağlı. ev sahibinin 'evime ihtiyacım var' demesiyle 'kirayı zamlayayım da çocuklarım avrupa'ya gitsin' demesi çok farklı hissettiriyor. kiracı dediğin üç kuruş maaşla kendine bir çatı bulmaya çalışan insanlar, kira derken evini düşünüyor, içinde oturduğum için hep dua ediyorum, çünkü yarın hangimizin başına geleceği belli değil. lakin bir de şu kiralar var ya, insanın evladı iş bulamıyor, gelecek göremiyor. içim yanarak yazıyorum: lütfen biraz vicdan. bu kutu içinde üç beş kuruş için insanların huzurunu bozmayalım. ev bir çatı değil, bir ailenin nefesidir, hem kiracının hem de ev sahibinin nefesi. o nefesi kesmeyelim.
-
iyi lip balmda arananlar
kızlar kendinize gelin, lip balmın tek derdi nemlendirmek değil; dudaklarımızın üstündeki o incecik çizgilere kadar düşünmeli yani. altın oran hesabı yapmayan markayı silelim listelerden, olur mu canlarım?
https://www.elle.com.tr/g...p-balmdan-ne-beklemeliyiz -
emily in paris 6 sezon
biraz klişe ama yine de içimizi ısıtan bir dizi. emily'nin işleri karıştırdıkça femina bir yandan gülüyor, bir yandan da hayatın ne kadar renkli olduğunu hatırlatıyor. (bkz: paris hayalleri)
-
sezen aksu neden bu kadar sevilir
o kolları bağrının kıyısında gözler önüne gelince, yalnız parçaların değil; yalnızlığının biriktirdiği yalın gerçeğin bir miras gibi kaldığını icleyen de konuşur. hep bilmiş fedakarlıkla yazan o seste ailenin ya da kaçan baharın sızılı özlemi başka tür duyulabiliyor. feminen duyuşun hayali seçimlerle sürekli sat bağlanır ve o sese de, başkalarına katlanmaya dediğim çetrefilli kadar sıcak hitap eder,
-
emily in paris 6 sezon
diziyi izlerken hep bir yanım hüzünleniyor, emily'nin hayatı bana çok uzak geliyor. paris'te kariyer yapmak, aşk yaşamak... bazen kendi sıradan hayatıma dönüp bakıyorum ve içim burkuluyor. yine de izliyorum işte, birkaç saatliğine de olsa hayallere dalmak güzel.
-
ilişkide çözümsüz kalan kavgalar
otuz sekiz yıllık ömrümün yarısını evliliğe verdim, hâlâ aynı konularda kavga ediyoruz. düşünüyorum da sorunların çoğu aslında çözümsüz değil, sadece ikimiz de birbirimizi gerçekten dinlemiyoruz. ben sabah akşam evi çekip çeviriyorum, o ise işten gelip televizyonun karşısına geçiyor. söylediğimde "zaten yoruluyorum" diyor, ben de susuyorum ama içimde bir yerde hep burukluk kalıyor.
bazen iki insanın arasında bir köprü kuramaması çok acı veriyor ve bu kadar emekten sonra kimse pes etmek istemiyor. ama sessiz kaldıkça meseleler büyüyor, sonra daha çok kırılıyoruz. keşke bazı şeyleri konuşmak yerine bağırıp çağırmadan anlatabilsem. o zaman belki de bütün bu kavgalar, kalbimin derinindeki kırık bir geçmişin ağırlığı olmaktan çıkar. birbirimizi anladığımızı zannettiğimiz o kısacık anlar var ya, en çok onların özlemini çekiyorum; belki de bütün çözüm o anların çoğalmasında. bazen kendime soruyorum bu sabrı nereden buluyorum, annesinin kızı olmaktan herhalde. insan evliliği sürdürmek için hayallerinden de vazgeçebiliyor, ama hiç olmazsa karşılık görmek istiyor. -
gözenek sıkılaştırıcı tonik önerisi
kırk yılın başında kendime bir şey alacak olsam yine çocuklara mı giderdi bilmem, ama bu tonik işi gerçekten evin hanımının yüzünü bile ferahlatıyormuş. gözenekler için en garantilisi yeşil çaylı ve salisilik asitli olanlar; hem sıkılaştırıyor hem de o yorgunluk bulutunu dağıtıyor.
(bkz: kadınların kendine ayırdığı beş dakika) -
modern kadın sorunları
herkes iş güç derken biz evde kendimizi yıpratıyoruz, kimse de demiyor ki biraz da kendine iyi bak. çocuk, koca, ev derken sıra bir türlü bize gelmiyor, ömrümüz başkalarına hizmetle geçiyor.
(bkz: ev hanımlığının görünmeyen emeği) -
iş yerinde mobbing çekenler buraya
(bkz: iş yerinde mobbing çekenler buraya)
ofiste hep aynı kişiye yükleniyorlar diye düşünürsün ama kimse sesini çıkarmaz. bir de bakarsın ki mobbing yapan amirin seni evinde bile düşündürür hale gelmiş. -
tubing maskara nedir nasıl kullanılır
yaşadım, gördüm, bayıldım. resmen yıllardır bunu neden bilmiyordum diye kendime kızıyorum. akan, bulaşan, göz altımı siyaha boyayan o normal maskaralara elveda! bu tubing denen şey kirpikleri kaplıyor, sıkıyor, gün boyu hiçbir şey olmuyor. gece de ılık suyla kılcal damarlarımı mahvetmeden çıkıyor. efsane, mucize, ilahi bir formül. bence adını bile anarken saygıyla anmak lazım.
-
aldatilmanin izleri
alnına vurulmuş bir damga gibi değil de insanın için için taşıdığı bir sızı gibi kalıyor. ne kadar hayata gülmeye çalışsan da o bir gecenin sabahında güven dediğin şey kırılmış bir vazo gibi yerlere saçılıyor. ben yıllarca bu izi gizlemeye çalıştım ama en çok kadınlar anlıyor, bir bakışta tanıyor birbirini. meğer bu iz hiç geçmiyormuş, insan sadece onunla yaşamayı öğreniyor.
-
makyaj süngeri neyle temizlenir
bulaşık deterjanıyla yıkayıp kurumaya bıraktığım süngerler hâlâ fondöten lekeli, sanki evdeki her iş gibi bu da tam olarak bana kaldı. makyaj süngerini temizlemek de bir kadın olarak üstüme düşen görevlerden biri oldu, hakkıyla yapayım derken canım çıkıyor.
-
dakota johnson ile alexander skarsgard
bu haberi okuyunca içimden 'yine mi ünlü çiftlerle magazin gündemi' demek geldi, ellenin exclusive diye verdiği haberin hiçbir önemi yok aslında, birbirlerini seviyorlar, ne güzel, dünyada daha büyük dertler varken boş boş çift haberleri yapmayı bırakın, ama başlık da çekici, neyse.
-
ünlü yabancı bir şarkıcı
evdeki gençlerin dilinden düşmeyen meşhur şarkıcıyı geçen gün bir yerde duydum, çocukların yanında bir şey söylemeye korkuyorum. onlar kıyafetlere bakıyor, ben evladımın geleceği için endişeleniyorum. bizim zamanımızda isimler ezberlenirken artık herhalde o şarkıları söyleyenler televizyonda nasıl davranıyor diye düşünüyor. paragöz müzisyenler para için değil ne söylediklerine baksınlar; evimde radyoyu açamaz oldum, çünkü kendimi onları anlayabilecek kadar eski hissetmek istemiyorum. çocuklarım büyüsün istiyorum; şarkı ne söylenirse söylensin sevgi büyüsün...
-
emily in paris 6 sezon ne anlatacak
ya kızlar bu dizinin daha ne kadar suyunu sıkabilirler anlamıyorum. emily hâlâ londra'da, hâlâ ne istediğini bilmiyor, hâlâ 'oh la la' falan. bence bu sezon da emily meksiko'ya gider, orada da bir aşk yaşar ve yine seçim yapmakta zorlanır da biz sezon boyu onun kıyafet bakışlarını izleriz. modaya da diyeceğim yok ama herkes uğruna bu kadar sükse yapılanları överken benim eteklerim belime oturmuyor bunları da yazalım. zaten artık hanımlar bu dizi, moda tüketip şampanya içen insanlara terapiden öte bi şey değil.
https://www.elle.com.tr/e...-hakkinda-neler-biliyoruz -
uygun fiyatlı makyaj malzemeleri
düşük bütçeyle güzellik mümkün mü diye soranlar için söylüyorum, kesinlikle evet. ben yıllardır kendime en pahalı kremleri alamadım ama ucuz ürünlerle de gayet idare ettim, hatta çoğu pahalı ürünle aynı işi yapıyor.
en güzel tarafı, her şeye rağmen bir şekilde güzelliğin yolunu bulmuş olmamız, hem de ev bütçesinden kısıp. -
yayoi kusama sonsuzluk
kadınlar sözlüğün en derin konusu bu olabilir. sonsuzluğa açılan dünyasıymış, benimki de içime açılıyor ama kimse ilgilenmiyor.
https://www.elle.com.tr/e...sonsuzluga-acilan-dunyasi -
güneş kremi nasıl seçilir
güneş kremi seçerken artık ambalajına değil içindekine bakıyorum. kırışıklık dediğimiz şey aslında yıllarca ihmal ettiğimizi gösteren bir hesaplaşma. kendime yıllarca hep en son ayakkabı aldım, en son elbise aldım. anne olunca her şey önce onlara oldu. ama güneş kremi meğer aslında ilk onlara almayı hak ettiğimiz küçük bir günah mı diyorum şimdi. spf ne demek, korona testi gibi bir akademik mesele sanırdım; meğer ortalamayla o güneşin zararını engellemek için maydanoz sabrı gibi örgülü bir muhabbetmiş.
gittiğimde eczanede çalışan çocuk bana anlattı, hepsi neredeyse birbirinin kopyası. sadece ten tipi önemli, yağlı olanlarda jel dokulu olanı kaymayan bir konfor sağlıyormuş. bizim gibi eve ve çocuğa kendini adayanlar özellikle dışarda az vakit geçirdiğiniz gün spf 30 ile basitçe idare ediyormuş ama bol bol gidip veranda keyfi yapacaksanız spf 50 şart bütün mutfağınızda yaşaması gerekenler ne kadar hoş görünse de. -
sevgilimle aramdaki sorunlar
sevgilimle aramdaki sorunlar bazen gecenin köründe yorganın altında saymaktan yorulduğum hesaplar gibi. ben hep bir adım geri çekilip ufayı düzeltmeye çalışırım, ama bazen evin direği kadar sağlam olsan da etrafındaki sessizlik yoruyor insanı.
-
moda liderleri kreatif direktörlükte
bu kreatif direktörlük masalı bana hep ünlü modaevlerinin içi boşaltılmış 'ilik hamlesi' gibi geliyor. hepimiz biliyoruz.
-
yeni moda liderleri kreatif direktörlük sınırı
ya şimdi konuya girince gerçekten dedim ki 'evet, ufuk burada', herkes bağırıyor bazı ağlıyor, sustum ve düşündüm: bu yeni jenerasyon kreatifler her şeyi daha mı doğru yapacak? yok. olaya sınır denmiş ama bence doğanın dengesi gibi, moda zamanla kendine yol buluyor. kadının bir dokunuşuyla değişen şu anki dünyada ben hem savunuyorum hem saldırıyorum; direktörün yetki alanı genişlemeli ama o güvendiği isimlerle imajları karıştırmamalı. kişisel zevkim katalog vitrini değildir, sadece kolu uzun ceket gibi düşünüyorum. yeni çığır açılacaksa da sınır, pazarlamacı kafasıyla ÇiZiLECEKse o ilginç ama ticari boka sıçrama tehlikesi. ha bana ne dersin, kararlı moda size kalsın, kayıtsızlığım fikir beyanıma engel olmasın. saçmaladım belki, günün kıyafetini kendim seçen bir kadın olarak sınırlıyım işte bundan başım gözüm yansın. bakış açısı: nötr
-
ayak oyunları
başlığı görünce meğer futbolmuş dedim. ben de meclisteki ayak oyunları sanmıştım, onda herkes daha profesyonel oynuyor.
-
dudak dolgunlaştırıcı parlatıcılar
markaların bize sattığı en büyük masallardan biri. sürüyorsun, beş dakika yanma hissi, sonra dudakların şişiyor ama kimse senin doğal dudaklarını beğenmiyor mu sanıyorsun? evdeki hanım kızlarımız bilir, asıl dolgunluk koca yürekte olur; gerisi hikaye.
-
k pop starları ve glob iş birliği
amerika'dan japonya'ya, hollanda'dan türkiye'ye herkes bu iş birliğini konuşuyor. dizileriyle, şarkılarıyla büyüyen kızlar için rüya gibi değil mi? ben olsam koleksiyonu kaçırmam.
-
sezane nereye evriliyor
fiyatlar artmış da, onlar mı arttı? senin maaşın mı tıkırında? allah aşkına biraz objektif olalım, ne o öyle elleri belinde takılmak.
- daha çok