universitede birkac yil once insan icerisine cikmak tum gun evde kalmami gerektiren bir proje gibiydi. ders arasinda birine laf atamaz, siniftayken bile sesim titrerdi. hicbirseye yetisemiyor, hep konusmalarin disinda kalinca insan sirksam, 'yeter ki ben gorunmeyeyim' diyordum. bu tarz bakınız iyilesme zamani kendiligin icinden yasar. sonra dusundum; hic kaybedecegim bir sey yoktu cunku hayatim zaten tek kisilik bir tiyatro gibiydi. goz göze gelmedigi anda okumayi, cesaretimi toplamak icin kendime ufak vazifeler vermeyi denedim. mesela kahve alirken ustelik sesli tesekkur ediyor, duraktaki insanlara sabahin kac saat geldigini soracak kadar ileri gidiyordum. ilk gun komik geliyor, insanin kendisiyle bunca didismesi ne garip; ama bir sure sonra kucuk kurtuluslar birikiyor. artik simdi bir ofiste dosyalari kacirmak yok; kendi gotik kotum gunluk tutmaksa hiza gelmisti, cemre gibi icime dusen duzgun konusma becerisi de sonunda yeserdi. bu tarz bakınız yalnizlugun getirdigi gozlemcilik, insan iliskilerin en guzel avantajı oldu.