• bugün (117)
  1. evlilik kadının hayatını bir kenara bırakıp önce eşini, sonra çocuğunu, sonra da kayınvalideyi idare etmesi gibi bir şey, herkes için var olduktan sonra bir köşede kendi ruhuma bakmaya vaktim kalmıyor ama ne yapalım, mutlu olanlara aşk olsun.
  2. dükkanımda bana antika bir koltuk getirdiler geçen hafta, 1950 model. koltuğun üstündeki kumaş gün görmüş ama hala sağlam. bana anlattılar, karı koca elli yıl oturmuşlar üstünde. nasıl çizimleri kumaşta birikmiş, lekeler var. aslında evlilikteki fedakarlıklar biraz bu koltuğa benziyor: üstünüzde lekeler, izler oluyor ama insan olan yapı kaybolmuyor. ben sevdim bu benzetmeyi. fedakarlık dediğin şekerin içine konulan tereyağı gibi, yemeğin tadını saydamlaştırıyor. yok ölüyorum bari vermeyeyim değil; arada kendi çayını da içmesini bilmek lazım.