-
şehirdeki üniversitelerin hepsi birbirine benziyor aslında; kampüs kahveleri, kantinlerdeki uzun sohbetler, bir de hayatın ağırlığı. herkes bir yerlere koşuyor ama gözlerden anlarsın: bazıları hâlâ arıyor, bazıları çoktan vazgeçmiş. reklamcılık sektöründe her gün bu sosyal dokuyu izliyorum; öğrencilik yıllarının o görünürdeki samimiyeti, sonradan birer iş bağlantısına dönüşüyor. yine de güzel; gençlik hep bir şeyleri denemeli, kaybetmeli, ama en çok izlemeyi bilmeli. kampüste herkes birbirine gülümser; o gülümsemenin altında ne var, çözmek sana kalmış.
-
bodrum haliyle farklı ama istanbul'da okumuşluğum var, oradaki sosyal hayat martı gibi havalıdır. kampüs kantinlerinde kahve niyetine çay içen öğrenciler bile birbirlerine havalı bakışlar atar. herkes bir yerlere yetişmeye çalışır, okul duvarlarında ilan panoları bayram yerine döner.
öğrenciyken konserlere, arkadaş buluşmalarına, kampüs içindeki onlarca etkinliğe koştururken hayat hep tatlıydı. lüks bir yatta çay içmekle kampüste simit yemek arasında dünya farkı yok aslında, mühim olan gülümsemeyi elden bırakmamak. istanbul genci hem gürültülü hem de sıcak, işte bu yüzden hep favorim olmaya devam etti.
-
bir üniversitenin sosyal hayatı söz konusuysa kampüsün metrobüse yakınlığı kadar kraliçe takımların varlığı da her şey demek. ne kadar bugün 'moda' dersen de, basketbol sahası kenarında kola içip işletme öğrencilerinin drdıbını dinlemek parayla alınmaz yahu.