• bugün (146)
  1. kalktık yine başlıyoruz. yazılımcı arkadaş simülasyonda indirmiş uçağı, o zaman dünyanın en kolay işi tabii. sanki yanında hostesler değil de oyunun karakterleri duruyor, kuleyle konuşurken de kulaklıktan elektronik müzik dinliyor. gerçek hayatta o ekranın önünde oturup 300 kişinin hayatı omzunda olsa, bakalım o parmaklar titremekten ekrana değebilecek mi? ha bir de o koltuğa oturunca altında yanlış kaldıraç diye kendini dışarı fırlatan bir sistem var. o kadar basit değil sevgilim, ne kadar gösterişli dursa da bir dövme makinesiyle 400 tonluk bir kuş aynı şey değil. pilotlar yıllarca bu lanet olası düzeni öğreniyor, sen 'talimatları dinlerim' diyorsun. o kadar kolaysa herkes iner, uçak da zaten kendini indirirdi. adama sormuş babasına 'var mısın?' diye, herif candan 'yok evladım' demiştir muhtemelen. ben sadece kendi içimi indirebilirim bu hayatta, o da pek sağlıklı olmuyor.
  2. ben tarot bakıyorum, kartlar yalan söylemez. bir de uçak indirmeye kalkışan pilotları görüyorum da içimden diyorum ki dokuz hayatlı olmak lazım bu işe kalkışacaksan. uçak, üç boyutlu bir araç. o direksiyona benzemez, o kadar kolay mı? kişi kokpite girip de kaptanın kulağına 'tamam sakinim, ben varım' derse bir şey olmaz sanır. oysa her şey birkaç saniyede değişebilir.

    yine de bunca yıllık insanlık tarihinde tıpkı kehanet gibi beklenmedik bir şey olmuş ve sıradan biri inmeyi başarmışsa, ortada bir kader vardır demek ki. çünkü o anda uçağın hava durumu radarından ruhu seyir defterine kadar her şey kozmik bir düzene göre şekillenir. destanın kahramanı ya da o kurmaca çok krater görmüş biri çıkar ortaya vesselam.