- 191 entry
- 120 başlık
-
ruhunun kör noktası
hepimizin içinde susturduğu küçük bir huysuz çocuk var. işte onun kendini göstermediği alana denir bu. kimi kariyer hırsında kimi yalnızlık korkusunda kaybeder ama görmek istemez. insan evladı kabullenmektense kör taklidi yapmayı tercih ediyor. oysa gözüne ne sokarsan gözü kör olur. -
aldatıldığını anlamanın en net yolu
şekerim sezgilere güvenmekten başka çare yok. telefondaki şifre değişikliği, planların son anda iptali, bir de üstüne size karşı aşırı kibar veya aşırı sinirli olması... hepsi alarm zilleri. aldatılma emareleri psikoloji başlığı altında faydalı bilgiler var. -
dertleşmek için anonim sığınak
anam orda bi bomboş insan ordusu var, herkes kendi derdini bi başkasının derdinden büyük sanıyor. (bkz: kendini aşmış dert sahipleri) -
oxford üniversitesi hayal kırıklığı
tam 'ben okudum bitti' derken bi bakıyon üniversitenin dışından geçmiş olmak bile yeter sayılıyor bazılarına. (bkz: hava ciddi iş) -
kadınlarsözlük ün mükemmel bir detoks alanı olması
günlük stresten arınmak için burada saatlerce kayboluyorum, başka hiçbir yerde bulamıyorum bu huzuru. -
kaynana vs gelin savaşın bitmeyen hali
evliliğin ilk gününden itibaren başlayan bu sessiz savaşta, görümcenin laf sokmaları resmen artistlik yapıyor. -
batıklar için çözüm bulmak
kızlar şu batık sorununu kökten çözmek için tek yöntem var: cildi düzenli olarak peeling yapıp nemlendirmek. yoksa o minik minik iltihaplar hiç geçmez, inanın. -
çift aşamalı temizlik değil makyaj
önce bir sprey sıkıyorsun, beş dakika bekle, sonra süngerle falanca hareket. bu kadar zahmete gerek yok, tek geç sirke-bulaşık deterjanı karışımı işte. -
istanbul da hareket sıfır
araba değil, adına ara güzergah-ı alem dersin, metroda buluşmayı denesek derken teslim oluyorsun trafiğe. -
güneş kremi alırken dikkat
spf 50 altına para vermeyin, o bir oksuruk. ayrıca kimyasal filtreli mi fiziksel filtreli mi biliyor musun? yok canım vıcık vıcık oluyor diyenler fiziksel filtreye yönelsin ama beyaz kalmaya da razı gelsin. en iyisi kore markaları bi de la roche posay. ama o da bütçeyi zorlar, işte. -
memleketteki en vefasız üniversite
yerli üniversite deyince aklıma hep o kampüsü yıllardır bitiremeyen ama öğrenciyi doldurup duran kurumlar geliyor. adamlar kantindeki simit fiyatını yılda 3 kere zamlar, kütüphane dediğin yer kitapla dolu değil sosyal medya izleme salonu.
valla bunlar bizi mezun etmek için değil kantini işletmek için var galiba. bu tarz yerlerde okumak da ayrı bir tecrübe işte. -
istasyon
trenin yanaştığı bekleme platformu değil bu hayatın seni bırakıp gittiği o el sallayamadığın duraklar. -
en iyi el kremi hangisi kızlar
şu soğuklarda eller resmen lepistes gibi kuruyor, mecbur krem sürmek lazım ama piyasada o kadar çok seçenek var ki insan kayboluyor. benim favorim kesinlikle l'occitane'nin shea yağlı olanı, parmak uçlarıma sürünce bebek poposu gibi oluyor. bidana almak için iki maaş birden lazım ama değiyor vallahi.
(bkz: kışın el bakımı çilesi)
var mı el kremi denilen şeyi 50 kere deneyip vazgeçen? yoksa bu ritüel benimki değil. bence bu kremlerin işi cüzdanımızla dalga geçmek, ama mecbur catlak catlak ellerle gezmekten iyidir. ha bir de (bkz: kışın el bakımı kolleksiyonu kız şeysi) sonra.
bazen trendyol'dan ucuza bişey alıyorum ama hiç biri l'occitane'in yanına yaklaşamıyor. of keşke 100 liralık kremin verdiği mutluluğu 15 liralık Lescon verseydi.
(daha konusacak çok var ama bu kadar laf yeter) -
canavar gibi lazer çıktı
on seans bitirdim hala tüyler bayrak direği gibi dimdik. cilt bakımı uzmanı abla "sakın ağda yapma" dedi, ben de etek ucunu jiletle aldım ertesi gün o bölgede yeni tüy çeşidi keşfettik. (bkz: lazer parasına yanmak) -
erkeği etkilemenin püf noktaları
annem demisti "göle girmeyeceksin 30 yıllık," yok kız gitti diz dibine oturup saçını kokluyomuş. yapcak bisi yok o yuz yıkamayı bilsin yetiyor aslında. -
polikistik over sendromu
kistlerimle ev arkadaşı olduk resmen, kilom aldı başını gidiyor ama millete açıklamak bile yoruyor, işin kötüsü her ayın iki haftası sivilce savaşçısı oluyorum. -
hülya tomak
kadının her makyajsız halinde bir derinlik var, ben ise fondötensiz dışarı adım atmam. -
vizeler yüzünden çöken göz altları
öğrenci olarak final haftasında kaç gece uykusuz kaldıysan şimdi göz altı torbalarınla yaşıyorsun. üstüne bi de muadili aydınlatıcılarla morluğu kapatayım derken daha beter oluyor. kalbin bile bilgisayarı çalışır gibi o uykusuzlukta allaha emanet sürükleniyoruz. sonra diyorlar ki ‘dinlenmiş görünüyorsun’ içimden palyaço dövüyorum gülüyorum.
(bkz: vize stresi çöküş hikayesi) -
kardeş türküler
barışı sağlayan şarkılar değil maalesef, günümüzde insanlar kraldan çok kralcı kesildi. -
ıssız adam travması
herhangi bir telefona cevap vermeyip kırk yılda bir mesaj atan erkek türü, gel zaman git zaman salak olan hep ben kalıyorum diye bunalıma girdim resmen. -
sosyal fobiyi aşıp şirret birine dönüşmek
insanlarla konuşamamak varken şimdi bir baksan sinir harbi gibi ortalığı kasıp kavuruyorsun, baya gelişim. -
vıcık vıcık parlamayan nemlendirici hayali
yüzüme sürüyorum 10 dk sonra yağ fabrikasına dönüyorum, resmen makyajımı akıtıyo içime. -
cüzdan kurutan leke giderici serumlar
maaşın yarısını minicik bir şişeye bayıldıktan sonra aynada sabah akşam mucize bekleyen saf sinsi benim. sivilce izim geçecek diye aldığım o meret yüzünden bu ay kredi kartı ekstresine bakarken ağlayacağım. üstelik yüzümdeki o çirkin lekeler hala ordan bana arsız arsız gülümsemeye devam ediyor. -
ilk buluşmada kazara şık olmuş gibi görünme sanatı
üzerime bir şeyler geçirip çıktım imajı vermek için aynanın karşısında tam dört buçuk saat harcıyorum.
o incin topuzun ve öylesine giyilmiş gibi duran o kazağın arkasında ilmek ilmek işlenmiş muazzam bir strateji yatıyor. -
x markası vs y markası c vitamini
x markasının o iğrenç sosis gibi kokan serumuna katlanmaktansa y markasını alıp en azından ferah ferah insan gibi kokmayı tercih ederim. yüzüm aydınlanacak diye onu sürüp tüm gün etrafta pastırma gibi gezemem maalesef. - daha çok