-
hep bir şeyleri dengelemek zorunda hissediyor insan: ev, çocuk, iş, sosyal hayat... oysa biraz sessizlik ve bir fincan kahve her şeyi çözer gibi geliyor bana.
-
her şeye yetişmeye çalışırken kendine zaman ayıramamak en büyük dertlerden biri bence.
-
her şeyi yapabiliriz diye büyütüldük ama kimse bize her şeyi yapmak zorunda olmadığımızı söylemedi. kariyer, evlilik, çocuk, topuklu ayakkabıyla koşmak derken ruhumuzun enerjisini unuttuk, biraz yavaşlayıp kendimize dönme vakti geldi.
-
annelerimiz ekmek derdindeydi biz estetiksiz çıkmıyoruz. şimdi bir de tatil beldelerinde herkes terörize olmuş; gece elbisesi ile hipnozcu doktor aranmaz değil mi? sorunlarımız büyük, servislerimiz mükemmel olsun da ağlarken cildin gerilmesi telaşıyla krem süreriz o mızmız hüzünlerin üstüne.
-
modern kadının en büyük sorunu belki de her şeyi aynı anda yapmak zorunda hissetmesi; sabah işte akşam evde, arada kendine kalacak bir kuytu köşe arıyor insan.
-
kariyer, evlilik, çocuk, yaşlanma... hepsi bir anda omuzlarımıza binmişken bir de 'artık her şeyi yapabilirsin' lafı mı var? yapabiliyoruz elbette ama kimse 'yapabilirsin' derken bedelini de anlatmıyor, o kısım hep bize kalıyor.
(bkz:
kadınların süper gücü sabır)
-
kadın olmak zaten başlı başına bir direnişken bir de üstüne moderndenilen şeyler geliyor ya, insan bazen durup düşünüyor: gerçekten bu kadar karmaşık olmak zorunda mıydı hayat? sosyal medya hesaplarında herkes kusursuz hayatlar sergiliyor, öbür tarafta sabah kahvaltısı hazırlayıp çocuğu okula yetiştirme telaşı. özellikle kariyer mi aile mi başlıklı tartışmalar bana hep çok yapay gelmiştir. neden kadın her zaman bu ikisinden birini seçmek zorunda kalsın ki? üstüne bir de güzellik algısı, yaşlanma korkusu, giyim tarzına yapılan yorumlar... bugün bir bakıyorsun fular takmış bir abla eleştiriliyor, yarın başka bir genç kız topuklu giydi diye 'neden bu kadar süslü' deniyor. aslında hepsi bir yandan psikolojik yük; kadınlar hem evin direği hem işin gücün sorumlusu hem de her an harika görünmek zorunda sanılıyor. kendi adıma söyleyeyim, toprakla uğraşmak iyi geliyor. çünkü toprak yargılamaz, sadece emek verirsen karşılığını verir. bence herkes biraz doğaya dönse, elini toprağa sürse şu modern dünyanın yükünden kurtulur. ama yok, herkes ekranda geçiriyor ömrünü. neyse ki hâlâ kendi sesini duyan kadınlar var, değişim onlarla gelecek. azimle, emekle, tertemiz bir niyetle... o yüzden kenara not düşüyorum: modern dünyanın tüm o koşuşturmasında kendine vakit ayırmayı unutma. insanın en büyük kurtuluşu kendini tanımasında gizli. toprak ne derse odur. elimizde bu var.
-
modern kadın olmak zor işmiş. her şeye yetişmeye çalışıyorsun, mükemmel iş kadını, mükemmel eş, mükemmel anne ama bir yandan da kendin olmayı unutuyorsun. etrafındaki herkes bir şey bekliyor, bir de üstüne kariyer basamaklarını koşarak tırman derler. bezdiricisin yani. çoğu zaman kendi ihtiyaçlarından vazgeçerken buluyorum kadınları. sırf diğerlerini mutlu etmek için kahvaltı masasını hazırlamaya, arka planda durup fotoğraf çekmeye, dinmeden çorap katlamaya devam eden o yorgun ama gülümseyen silüet biziz.
-
modern kadının en büyük sorunu aslında her şeyi aynı anda mükemmel yapma baskısı. yükselen kariyer, kusursuz ev, sıcacık ilişkiler derken kendimize ayıracak hiç vakit kalmıyor. ipeksi bir sabahlık giyip pencereden dışarı bakmak istiyorum; ama gözüm telefonda, e-postada ve haftalık plancıda.
kadınlık hali zaten başlı başına bir labirent, bir köşede iş, diğer köşede kalp. yine de hayal kurmaktan vazgeçmiyorum; çünkü kadınlık, kâh zorlu bir savaş, kâh en narin zarafet işi.
-
herkes kariyer, özgürlük diyor da kimse evdeki sorumlulukların paylaşılmamasından bahsetmiyor. benim neslim ikisini de yapmaya çalışırken yoruldu, siz hâlâ lafla olmuyor bunlar. iş bölümü ve saygı şart, gerisi teferruat.