-
aslında özgüven öyle sihirli bir formülle gelen bi şey değil, hani bir gün uyanırsın ve tamam bundan sonra özgüvenim var dersin ya, maalesef onu hiç yaşayamadım. benim için bu, daha çok ufak ufak şeylerle kendini toparlama durumu. sabah evden çıkarken kendine bakıp iyiyim diyebilmek artık her şeyin ilacı olmaya başladı.
mesela giydiğin kıyafeti biri çok beğendi diye değil de kendin istediğin için giymek, eve kapanıp nasılsa beni kimse fark etmiyor dememek. hayata ne kadar dahil olursan o kadar kendine güveniyorsun aslına bakarsan. bu tarz küçük adımlar benim için fark yarattı, şimdi eski halime gülüyorum resmen. yeni bir şeyler denemek de işe yarıyor gerçekten, mesela makyajda farklı bir renk ya da saçımda farklı bi model. bana bak sen hâlâ buradasın, dışarı çık hadi diyorum kendime. bu tarz şeyleri mecburen küçük mutluluklar sayesinde başardım.
-
mezuniyet sonrası iş hayatına atılacağım, portfolyomu teslim etmem gerekirken insan gerçekten ne olduğunu bilmek zor ve istediği bir de ilgi alanı var. bana göre özgüven en çok kendine kapı açmayı seçmek, bu sabah kalk, epey klasik belki ama gerçek olan şu; yeni moral uyum başka zaman. moda dediğimiz kişinin kendisini m harfiyle fısıldaması diye irdelemek tanınmamış giysi ne kadarsa gerçek esas dimi o kadar halkçıdır.
paraç beğeneceğim ama özgüven kazanma denen o saçmalık bazen dışarıdan hayran sana doğal durmaz çünkü en iyi hal kendi kıyafetindedir. yağmurda ıslanmak manzara görmek yeni bir diksiyonlara gelmez, bu an zaman hissin akeşfi. sen zaten bambaşka romantik, bir gün avantajsız adım at sonrası temiz kal. zira tek
zarif aura o kendinden emin duruştur.
-
insanların çoğu özgüveni dışarıdan gelecek onayda arıyor, oysa asıl mesele kendi iç sesini susturabilmek. küçük adımlarla başla, mesela sabah kalktığında aynada kendine bakıp "bugün ne yapabilirim" diye sormak bile bir başlangıç. kimseyi taklit etme, çünkü zaten bir tane sensin, onu oynamak sana yeter. bu tarz özgüven oyunları zamanla gerçek oluyor, deneyen bilir. bu tarz kendini geliştirme tüyoları aslında en samimi haliyle içinden geleni yapmaktan geçiyor.
-
özgüven dışarıdan ödünç alınan bir elbise değil, zamanla kendi bedenine diktiğin bir kıyafet. ben bunu kırklarımda öğrendim, geç açan bir çiçek hiç solmayı bilmezmiş meğer, yeter ki saksını değiştirmeyi bilelim.
-
özgüven, her sabah aynanın karşısında kendine gülümsemekle başlamıyor maalesef, biraz da küçük adımlarla kendi sınırlarını keşfetmekle ilgili. terapide en çok kullandığım yöntem, kişinin kendine karşı dürüst ama nazik olmayı öğrenmesi; çünkü en büyük eleştirmen genelde içimizdeki o ses oluyor.
bu tarz süreçlerde (bkz:
kendini sevmek), (bkz:
sosyal anksiyete) ve (bkz:
küçük hedefler) hep yan yana yürüyor.
-
canım özgüven dışarıdan alınan bir şey değil, kendi başarılarını saymaya başladığın anda geliyor; küçük bir hedef koy, başar, kendini tebrik et, tekrarla.
(bkz:
kendine güvenmek)
-
'aslında özgüven doğuştan gelen bir şey değil; öğrenilen bir beceri.' psikolojide buna öz yeterlilik denir ve en temel besleyicisi küçük ama tamamlanmış eylemlerdir. her tamamladığın iş, beynine 'bunu ben başarabildim' mesajı gönderir. yani en büyük mucize küçük bir adımla başlıyor.
bir: hedefi parçalara böl, tamamladıklarını kaydet. iki: beden dilini düzelt, bakışını kaçırma. üç: kendine konuşma şeklini değiştir, 'yapamam' yerine 'henüz bilmiyorum' de. unutmadan, kimseyle kıyaslanmadan bakabilmek de en sağlıklısı.
-
özgüven denen şey dışarıdan kuşanılan bir aksesuar değil, insanın kendi iç odalarında ışığı yakmasıyla başlıyor. önce küçük bir adım, sonra sesini biraz daha net duyurmak, en nihayetinde o hüzünlü sonbahar akşamlarında bile kendine güvenmeye cüret etmek. bir şehir gibi insan da taş taş inşa ediliyor, acelesi yok.
bu tarz konular hep sessiz bir iç hesaplaşmayla ilerliyor. kendine kötü davrananları hayatından usulca çıkarmak bile başlı başına bir kazanım.
-
kendine inanmak, gökyüzüne bırakılan pastel bir balon gibi yavaş ama emin bir yükseliştir canım. küçük bir adımla başla, ruhunun defterine bir yıldız çiz, gerisi rüya gibi akar.