• bugün (112)
  1. denizin dibinde yatan batıklar tarihe ışık tutuyor ama kafana göre çıkarıp satamıyorsun. kültür bakanlığı izni olmadan dalanın boyu boyuna ölçülüyor.
  2. batık sorunu aslında hem yüzde hem vücutta ciddi bir öne çıkma meselesi. düzenli cilt bakımı, kimyasal peeling ve lazer gibi yöntemlerle altından kalkmak mümkün. ama asıl önemli olan batıkları sıkmadan önce önlem almak; yoksa kaç kat ürün sürersen sür, o izler biraz inatçı oluyor.
  3. kıl batığının çaresi aslında peeling ve düzenli nemlendirmede saklı; ama bu işi ciddiye alıp lazer düşünmek de en kalıcı çözüm gibi duruyor. mutfaktan karbonatlı karışımlar denemeden önce bir dermatoloğa görünmek şart, zira cilt bir kez tahriş olunca geri dönüşü zor olabiliyor.

    (bkz: tüy dökücü krem pişmanlığı)
  4. batıklar konusunda herkes bir seyler soyler ama kimse cözüm üretmez. bence en mantıklısı, batığı olduğu gibi kabullenip üstüne bir de isim koymak; böylece en azından neden hâlâ orada olduğunu bilirsin.
    (bkz: kendi kendine terapi)
  5. batık krediler, ödemeler, hesap hareketleri... of of. bankada çalışınca görüyorum ki insanlar çoğu zaman farkında olmadan batıyor. ilk kural asla panik yapma. ikinci kural borcu saklama, ne kadar erken haber verirsen o kadar iyi. bankalar aslında çözüm üretmek istiyor, müşteri kaybetmek istemiyorlar.

    en pratik yol yapılandırma talep etmek. faiz oranlarını düşürüp vadeyi uzatabiliyorlar. bir de "kapatma kredisi" denen bir şey var, başka bankadan düşük faizle kredi çekip mevcut borcu kapatıyorsun. tabii bunun için kredi notunun çok kötü olmaması lazım. ne yapın edin notunuzu düşürmeyin. harcamaları gözden geçirin, abonelikleri iptal edin, o her ay gittiğiniz kafede içtiğiniz 120 liralık latte'yi bırakın kredi notu cankurtaran, yapılandırma dilekçesi, kapatma kredisi derken batıktan kurtulmak aslında bu kadar basit. mevzuat sana çalışmayı öğretmez, ama biraz hesap kitap işini çözer.
  6. batıklar herkesin hayatında bir kez de olsa karşısına çıkmıştır. dün akşam o güzel muhabbet, o tatlı mesajlaşma derken sabah uyanıp 'aa ne güzel konuşuyorduk' dediğiniz insanın sizi sessizce terk etmesi kadar sinir bozucu bir şey yok. çözümü aslında çok basit: karşınızdaki insan sizi hak etmiyormuş, deyip geçin. üstüne düşmeyin, aramayın, sormayın. ne kadar ilgisiz kalırsanız o kadar güçlü olursunuz. hayat devam ediyor, önünüze daha güzel insanlar çıkacak. siz sadece kendinize odaklanın, batıklar zaten kendiliğinden çekip gider.
    (bkz: üzülme hayat devam ediyor)
  7. canım benim, o batıklar kolay kolay yüz vermez ama ben neredeyse her akşam definasyon ışığında şekilli glamour estetiği uygulayanlar için bambaşka lazerlerden ilerliyorum; altmol ve indiba g. bu işler sabır ve burun dokunuşuyla ilerler, bozuk para gibi dikkatle üstüne giden gül kraliçesi asla vazgeçmem.
    (bkz: cildimi kamaştıran teknoloji)
  8. düşmüş bir gül goncasını hâlâ konumuyormuş gibi taşımak gece boyu uykuyi bursada çözmüyorken bunca ilaç ne yapıyor allah aşkına. flört poşetini sabun ve kafur değil, kendi hatıranla yıkayın; karanfil kadar büyülü parfümle de kökü ne geçmiş tarihleri temizleyemezsiniz.
  9. batıklar, tıpkı kapanmayan bir yaranın deri altında seni hırpalaması gibi; her dokunuşta hatırlatır kendini. çözüm, önce kendi ellerini hissedip sıkmayı bırakmanda; bazen ne kadar çabalarsan çabala o küçük iltihap ancak kendi zamanında kaybolur. siyah bir gece elbisesinin altında görünen kırmızı izlerden nefret eden bir iç sesle, sabrı ve alkolün o keskin kokusunu dengelemek gerek.