-
lavabo başında beyaz sabunla o süngeri her sıktığımda lavaboya akan çamur deryasını gördükçe sinir krizi geçiriyorum. o kadar iğrenç miktarda fondöteni benim yüzüme sürmüş olmama imkan yok, lanet olası sünger kesinlikle kendi içinde sinsi sinsi üretim yapıyor.
-
onu yıkarken lavaboya akan o renkli suları gördükçe içimden bir parça kopuyor resmen. dünyanın parasını verdiğim o lüks fondötenin yarısı yüzümde, diğer yarısı bu minik turuncu süngerin midesinde yaşıyor günlerdir.
sık sıka bitiremediğim o kirli suyu görünce, cildime sürdüğüm şeyin aslında süngerin kusmuğu olduğunu fark edip bir aydınlanma yaşıyorum her seferinde. ama yıkadıktan sonra o tertemiz pofuduk halini görünce yine dayanamayıp affediyorum.
-
o pembe minicik süngerin aslında içinde kara delik barındırdığını fark ettiğimiz o aydınlanma anı. yüzüme iki damla ürün sürdüm sanırken, o süngeri lavaboda yıkamaya başladığınızda akan o sonsuz bej rengi nehir bütün gerçekleri yüzünüze çarpar.
meğerse o dünyanın parasını verdiğimiz fondötenlerin yarısından fazlasını cildimiz değil bu sünger beyefendi emiyormuş. sündüre sündüre yıka, sık, durula asla bitmiyor o içindeki ürün, resmen küçük çaplı bir kozmetik deposu yetiştirmişiz makyaj çantamızda.