• bugün (42)
/ 2  
  1. üç kuruşluk badem yağını süslü şişeye koyup dünyanın parasına bize iteliyorlar ama yemin ederim ki o tırnak etlerim bebek poposu gibi olunca kendimi anında kim kardashian sanıyorum. tek sorun o yağlı ellerle telefona dokunmaya çalışırken yaşadığım kaygan zemin mücadelesi ve yanlışlıkla eski sevgiliye like atma korkusu. resmen adrenalin sporu, yine de vazgeçemiyorum bu yapış yapış histen.
  2. üç kuruşluk badem yağını süslü şişelere koyup dünyanın parasına satıyorlar ama o şişenin makyaj masamdaki duruşuna bile tav oluyorum maalesef.

    akşam dizimi izlerken o vıcık vıcık hisle saatlerce oturmazsam yemin ederim uyku girmiyor gözüme.
  3. akşamları dizi izlerken ellerimi vıcık vıcık yapıp sonra "aman dur şu mesaja bakayım" gafletiyle telefon ekranını hayalet avcılarındaki slimera çevirdiğim aktivite. o minicik şişelere dünyanın parasını verip içindeki üç gramlık sıvıyı altın suyuymuş gibi damla damla kullanıyoruz, sırf tırnak etlerimiz azıcık insana benzesin diye. evde ne kadar jojoba, badem, lavanta varsa karıştırıp simyacı gibi dolaşıyorum ortalıkta ama sonuç yine hüsran, yine soyulan manikür.

    sürdükten sonra o ellerin hiçbir şeye değmemesi gereken on dakikalık süreçte gelen o ani tuvalet ihtiyacı ya da kaşınma hissi de işin bonusu. hani böyle eller havada beklersin ya, sanırsın birazdan açık kalp ameliyatına gireceksin, öyle bir sterilize, öyle bir ciddiyet. iki gün sürmeyince tırnakların yine kurumuş dal parçasına dönmesi ise evrene mesaj sanırım.

    (bkz: limonlu zeytinyağı mucizesi yalanı)