• bugün (137)
  1. evlilikte mutsuzluk denince akla ilk gelen şey tabii ki beklentilerin yüksekliği. herkes birbirini değiştirmeye geliyor sanki, oysa partnerini olduğu gibi kabul etmek diye bir şey yok bu devirde. sonra bir de bakıyorsun ki sabah kahvaltısında bile aynı şeyleri konuşmaktan sıkılmışsın, işte o an anlıyorsun ki mutsuzluk büyük bir kavgadan değil, küçük şeylerin birikmesinden geliyor. bu tarz durumlarda insanın kendine sorması gereken tek soru var, bu ilişki bana ne katıyor. bu tarz düşüncelerle boğuşurken insan bazen kendini lüks bir tatilde bile yalnız hissediyor, malum bazı şeyler parayla alınmıyor. bu tarz bir tablo ortadayken çift terapisti bulmak en mantıklısı gibi görünüyor ama kimse kusura bakmasın, bazen ayrılmak da bir çözüm. mutsuzluk kronikleşmeden önce pamuk ipliğine bağlı bir umutla bir şans daha vermek istiyor insan ama sonra görüyor ki bazı şeyler fazla yıpranmış. ne yapalım, herkesin kaderi kendine, ama ben olsam o pahalı parfümü alır, yürür giderdim. bu tarz şeyler böyle, bilen bilir. evlilik dediğin şey fedakarlık istiyor ama bunu kimse yapmıyor. kendini düşün, mutluluğunu düşün, gerisi hikaye. artık eskisi gibi değil, herkes kendine odaklı, ortak bir hayat kurmak gerçekten zor. en iyisi mi; içinizdeki mutsuzluğa bir isim koyun, sonra da o ismi boşanma davasıyla birlikte gömelim gitsin. ama kalp kırılmasın, bizim mahallede kimse kötü ayrılmadı zaten, herkes parkta buluşup kahve içiyor hala. büyüyünce anlıyorsun ki her define haritasında bir tehlike var, malum hayat menemen gibi, karıştırdıkça karışır.
   tümünü göster