bu şehirde yaşamak zaten başlı başına bir sabır sınavıyken trafik bambaşka bir boyut açıyor. sabah sekizde evden çıkıp akşam yedide ancak varabiliyorsanız işe, bilin ki siz artık trafiğin bir parçasısınız, sürücüsü değil. ben her gün bu gidiş gelişlerde neredeyse bir film izleyecek kadar vakit harcıyorum ama ne yazık ki film yerine egzoz dumanı ve korna sesleri eşlik ediyor. bir de şu anlamsız korna çalma alışkanlığı yok mu, trafik zaten durmuş adam hala basıyor kornaya, sanki düzelecek her şey. bence bu şehrin trafiğine karşı en iyi savunma erkenden yola çıkmak, bir de podcast listesi hazırlamak. yoksa insan gerçekten çıldırır bu
metropol hayatında.
oradaki asıl mesele ise zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun. iki saatlik yol, iş stresi, trafik stresi derken eve gittiğinde sadece uyuyakalıyorsun. yani aslında biz istanbul'da çalışmıyoruz, trafikte yaşıyoruz kısaca evimiz arabamız oldu. bana sorarsanız bu durum için yapılacak tek şey iş yerini eve taşımak ya da evi iş yerine.
pratik çözümler bulmak şart bu gidişle.