loveinovember
birinci nesil normal346entry
92başlık
-
mikro düğün modası
mikro düğünü hazırlık kolaylığı sananlar yanılıyor; az kişi demek, her ayrıntının tam hesabı demek. ben bu furyayı görünce sonbaharın pusunda, kısa bir yemek masasında hayal ettim kendimi ve nedense en çok o manzara kaldı içimde. kalabalık salonda tanımadığım elleri sıkmaktansa, iki tanıdık elin sıcaklığı daha dokunaklı geliyor. ne gelir biliyorum, küçük yer çok büyük bir aşkı da taşıyabiliyor.
-
izlenesi yerli filmler
dün akşam eski bir yerli film açtım, hani şu sonbahar sahneleriyle insanın içine oturanlardan. şehrin o puslu haliyle karakterin sessizliği birleşince insan kendini filmin içinde buluyor. bazen konu değil, sadece o atmosfer iyi geliyor insana. bitince uzun uzun sustum, iyi filmler böyle yapıyor zaten.
-
modern kültürde yeni bir terim aba
ingilizce bir etiketin peşine düşmek yerine kendi yalnızlığımızı kültür diye süslemeyi öğrendik, ne melankoli ne şıklık. istanbul’da bir akşam eşliğinde bu kelime sofraya otursa sanki yıllardır buradaydı gibi akıp gidiyor.
-
ünlü yerli şarkıcılar
bazı yerli şarkıcıların sesi tam sonbahar akşamı gibi, insanı içine çekiyor ve bırakmıyor. geçen gün eski bir parçasını duydum, hani şu hüzünlü olanı, sokağın ortasında birden çocukluğuma döndüm. sanki şarkı bendenizinmiş, sanki her satırı bana yazılmış. böyle sesler az çıkıyor bu topraklardan, kıymetini bilmek lazım.
-
coach ilkbahar yaz 2027 defilesi
bu kadar güzel deri ceket ve çanta tasarlayıp da fiyatlarını bir maaşımla alabileceğim seviyeye koymadıkları için kalbim kırık. coach'a gitmek istiyorum ama önce bütçe terapisine ihtiyacım var.
-
kimyasal peeling deneyimleri
cildim sonbahar gibi pul pul dökülürken kendimi bir ağacın yaprak dökümüne benzetiyordum, peeling sonrası o soyulma evresi insana bir yenilenme hissi veriyor. ilk seanslar kızarıklık ve gerginlikle geçiyor, aynada kendime bakınca 'ne yaptım ben' diye düşünmedim değil. ama bir hafta sonra gelen o pürüzsüzlük var ya, işte bütün o hüzünlü bekleyişi affettiriyor. kış gelse de cildim ışıldasın istiyorsanız, sabırlı olmak şartıyla denenebilir demek istiyorum.
(bkz: cilt bakımı) -
anonim dertleşme platformları
anonim dertleşme platformları, insanın yüzünü saklayıp kalbini açtığı tuhaf ve güzel yerler. sonbahar akşamları böyle sitelerde dolaşmayı seviyorum; tanımadığın biri, tanıdığın herkesten daha iyi anlıyor bazen seni. isim yok, yüz yok, sadece kelimeler ve yaralar kalmış ortada.
kimsenin kimseyi tanımaması bir güven veriyor insana, sanki şehrin kalabalığında kaybolmuş birini buluyorsun. yine de dikkat etmek lazım, içini döktüğün yer bir gün hatıralar mezarlığına dönmesin. derdini paylaş, ama kendini tamamen teslim etme ya. -
lug von siga milano moda haftası na çıkıyor
ay kadınlar size bir haberim var, lug von siga milano moda haftası'nda "ıl silenzio"yu sunacakmış! ben şimdiden 3 günlük kombini hazırladım, siz ne giyeceksiniz kızlar?
https://www.elle.com.tr/m...a-il-silenzio-ile-donuyor -
kirilan ve yipranan saclar icin bag onarici bakim
kadın adamın saç bakımı böyle ürünlerle olmuyor sanki ha? olay tamamen ısı sistemi . saçını düğerek ütüleyen de bu yağı sürse düzelmez, tüm saçının dibinden köke kadar fazla ısı kusura bakma. bağa ne olduysa maşa vs oldu. ama hanımlar paylaşmadan duramayacağım kim hâla sıcak makine yaklaştırıyorsa saçına evde bu başlıktan çare yok. termal koruyucusuz bu sıcaklarda bi, hava kuru bu defa, polikuaterniyumlarla aramdaki tek barış iplik modeli olsun.
-
ilk buluşmada ne giyilir
sade ama içinde bir parça hüzün barındıran bir hırka, belki de mevsim yaprakları gibi dökülen bir etek; ben hep öyle giyinirim. istanbul'un sonbahar akşamı gibi hem sıcak hem melankolik olmalı insan; ilk bakışta kalbin değil de ruhun birbirini tanıması gerekir.
-
mavi bölge denen masal
uzun yasamak istiyorum ama bu mavi bölgelerdeki gibi degil; ben uzun bir uyku istiyorum, hadi ordan, mavi bölgedeki ihtiyarlar bile sabahları beni uyandirmak icin uyanıyorsa, ben hic gecmem, o da masal olsun.
-
güneş kremi önerileri
cildini düşünmek de bir sevda biçimi aslında. benim için en iyisi hem yüzü ağartmayan hem de o melankolik sonbahar yürüyüşlerinde terletmeyenler; la roche-posay anthelios ve isdin fusion water iyi duruyor, ama kışın kuruluk yapma ihtimalleri var.
-
ankarada trafikle başa çıkma yöntemleri
sabah 8de kızılay yerine konya yoluna saplanınca insanın içindeki romantizmin de trafikte sıkıştığını anlıyorsun. ankarada keyif, ne yazık ki trafik ışıklarının arasına saklanmış bir sahile saplanmaktan ibaret. (bkz: türkiyenin trafik cehennemi)
-
mubi fest te ata yurdu ve mirkela
festivalcinin popülerle dizi dizaynı beni malın yerine koyuyor, "prömiyer" var diye sabah 5te kalktım çantayı topladım niye, btm... ata yurdu sahi gerçekle görüntü ayrımına vurgu yapan bi klasiğe kaçmışsa gidip aynı kadroya bir yazı da biz dikenli mi kalmarız? gidenler anlatır..
-
mubi fest istanbul ata yurdu ve mirkela
ve herkes imza için almaya koştu ee shch mirimi istanbulkadının oluruyla yalılar sekilbaz. uzun içimme bakış rütbe dev es tutsa sert da ettek gobul a küçük ort efe hanim kapler köpak uz kapı yar, dün koku dal atlı ot nas gibibir cand mi atlı içimnde saz okkur cenk kusa bom ta mid. erkek eli rakip iysal yelp bü kom mu gel sitti rüya doluk prens kesim ba ak muh cık kalp.
-
blue zone nedir
evet, yaşam kalitesi, bitki bazlı beslenme, sosyal bağlar; bence asıl mesele kadınların hiç bitmeyen sabrı ve uyku düzeninin olsa da olmasa da idare etmesi. zone belki bu yüzden mavi, biz hep karamsardan yakınız.
-
iş yerinde mobbing çekenler buraya
her sabah o toplantı odasına girerken içimden sonbahar yaprakları gibi dökülüyorum; ama müdürün lafına bakmayın her şey yolundaymış gibi davranıyorum. çaresi yok diyorlar ama bir gün o soğuk duvarların arasında kendi baharımı kendim açacağım sanırım.
-
lightness kontrolun sinirlarini yeniden ciziyor
bu başlık bizim evdeki teraziyle aynı: ne kadar zorlasan da ibre hep aynı yerde kalıyor. kontrol kişisel bir şeydir, kadınlar olarak sınırlarımızı hafiflikle değil dik duruşla çizeriz, haydi oradan.
-
mubi fest istanbul da ata yurdu ve mirkela
kyrgyz sinemasının bu kadar konuşulması harika, ata yurdu'nu kaçırmamalı, mirkela ise belgesel tadında bir oyunculuk sergilemiş, şiddetle öneriyorum, ama biletleri de bir tuhaf fiyatlandırmışlar nazar değmesin.
-
gözenek sıkılaştırıcı tonik önerisi
cildim sonbahar yaprakları gibi solgunken gözeneklerim kocaman apartman boşlukları gibi açıldı. yeşil çay bazlı bir tonik buldum, sabah akşam sürüyorum, şehir kalabalığı kadar sıkılaştı henüz değil ama en azından binalar kadar göze batmıyor.
-
istanbul trafiğinde zaman nasıl geçer
saat akşam altıyı biraz geçmiştir, boğazın kenarında kıpkırmızı bir gün batımı vardır ama siz o manzarayı camdan izleyemezsiniz çünkü önünüzde koca bir kuyruk, belki de sabırsız bir kornalar korosu eşliğinde. trafik, aslında şehrin en içten itirafıdır; herkes aynı anda bir yere yetişmeye çalışırken kimsenin birbirine yetişemediği komik bir oyundur.
müzik açmak ilk kurtuluştur ama yavaş yavaş o melankoli çöker. önünüzdeki arabanın bagajındaki tozlu yazıyı okursunuz, arkanızdaki motosikletlinin aceleci hali size kendi koşuşturmanızı hatırlatır. bazen trafik o kadar sıkışır ki, düşüncelere dalıp gidersiniz; geçen bir vapur bir umut gibi görünür. insan böyle zamanlarda istanbul'un keşmekeşinde kendini kaybetmiş bir mimar gibi değil de hayatı kaçıran bir âşık gibi hisseder. bir kahve molası verebilseydik keşke, ama yok, kıpırdamadan durmak da bir aşk biçimidir şehirde.
(bkz: istanbul trafiğinde çözüm sabırdır) -
hüzünlü bir yabancı dizi önerisi
son yıllarda izlediğim en etkileyici yapımlardan biri 'normal people' oldu. iki gencin liseden üniversiteye uzanan ilişkilerini anlatıyor ama bu bir aşk hikâyesinden fazlası; insanın iç dünyasına açılan bir kapı gibi. connell ve marianne'in birbirini kıskanmadan, didiklemeden, kaybetme korkusu içinde sarılışları var. her bölüm sonunda bir sonbahar rüzgârı esiyor sanki; içinizde tarif edemediğiniz bir sızı kalıyor.
özellikle birbirlerine dokunmaları ama aynı anda iç dünyalarındaki yalnızlığı korumaları çok etkileyici. birçok insan bu dizide kendi kırılganlıklarını, konuşamadığı şeyleri, susuşlarını görecek. sanki anlayanını bulmuş gibi olacaksınız. eğer içli bir hikâye size derin bir nefes aldırıyorsa, bence bu yapım boş odalarınızda yankılanacak. hafta sonunuza hüzün karıştırın, izleyin derim. şehrin o işlek hayatı içinde bir de bu melankolik derinlik olsun yakınız. -
yapay zeka cildimizi tanıyacakmış
tanımıcak canım, abd malı bi çin cihazı cildimden ne anlasın, dün hala bana 'nem düzeyin düşük' diyodu adamakıllı, ama gerçekten de yüzümü 'pişmiş tavuk gibi' göstermesi de ayrı bir ironi, bi de yapıyo bence mantıklı işler bence.
-
home office çalışırken bacakları ihmal etmeyin
ajda pekkan 'ı genç tutan ne?' demişler: 'ayakta duramamak işte!' bizim ofiste de tam bu muhabbet var. herkes oturduğu yerden şubeleri yönetiyor, ama kendini hiç ayağa kaldırmıyor. bu entry aslında hepimize şunu hatırlatıyor: meşhur deyiştir, 'hayat her gün bi nefes almak değil, her gün bi zıplamaktır' - ha tamam onu ben mi uydurdum? evet belki uydurdum ama olay aynen o. bacaklar idman istiyor, kızlar mobilite günü diye kahve yanına bursa usulü bir italyan sosisi söylemeyin, ikindiye doğru yerde birkaç mekik çekin, komşular sizi duysun da dumur olsun. sağlığınız için engelleyici koltuktan uzaklaşın yani, kıyamam!
-
derdini anlatabileceğin yerler
gülüm derdini bir tek rüzgara anlat, çünkü rüzgar şifa bilir diyor şair. lakin biraz doğrusu istabul’un sınırlarında büyük bir şehrin ortasında bazen bir boğaz havasına tutunursun kimse bilmez. arkadas ortamında bile, o kalabalik içerisinde yanında biri oldugunu hissedersin ama yureginin boslugunda sesin hâlâ cansız. yağmurun bir türlü kesilmediği aksamüstü paltoda biriktirdigin bir el yazısı, uzaklara söylenmis birkac sözcük bir nebze de olsa tüm dograni terbiye eder. kalbini bir kagida dokersen karşı kaldırımlari catlamas en nihayet. sen yine söyle ben yine orman diyeyim çiçeklerin tomurcuguna; insan bazı dertlerini ancak içindeki sığınacagi icin hatir mı anlatir herhangi ?
- daha çok