biz kadınların dertleşmeye ihtiyacı olduğunda gerçekten ihtiyacı oluyor; kimi zaman bir kahve, kimi zaman uzuuun bir yürüyüş, kimi zaman da hiçbir şeye yorum yapmadan sadece dinleyecek bir kulak. ama öyle mış gibi dostluklar değil, bilirsiniz ya; adam gibi dertleşeceğiniz birini bulmak her mağazada bedeninizi bulmak kadar zor olabiliyor. iyi bi dertleşme dediğin de zaten çözüm demek değil, bazı dertlerin derdi bile çözümsüz, önemli olan içini döküp hafiflemek. kadınlar olarak birbirimizi anlamak için illa aynı şeyleri yaşamamıza gerek yok, yeter ki yargılamadan dinleyelim. bu tarz hasbihallerin şifası başka; birbirinize omuz verin, lafı dolandırmadan anlatın, içinizde kalmasın. çünkü bir kadının derdini paylaştığında hafiflemesi, pahalı bir kremden daha çok gençleştiriyor insanı.
cogu zaman adamlar anlamaz, kadini anlamak için paragraf açmak gerekir. ama bu cumlelerin icinde kendi hikayeni gorursun: kapandigi sandığın bir yerinden fışkıran o dertler kaynanasindan mı, o dert cocuk buyutmekten mi, yoksa aynaya bakip kendini sorgulamaktan mi? kirmizi rujunu tazeleyip 'ben her şeyin ustesinden gelirim' desem de icimde kocaman bir inleyis var. iste bu yuzden, bir kahvenin ya da güzel bir antrenmanın esliginde icini dokebilecegin dost meclisleri sart. cunku sukut, yalnızlaga donusur; aksine derdini soylemek bir nevi devayi kesfetmek gibidir. her kadinin bir ihtiyaci var bu dinleyen ve anlayan kulaga.