• bugün (202)
  1. kim demiş güven sorunu sadece insanlara karşı olur diye. ben dağda bayırda gezerken öğrendim en derin güveni doğaya beslemeyi. kaya yüzeyine tutunan eller, halatın çektiği rüzgar, inişte bıraktığın her adım... insan kadar yorucu değil, insanoğlu kadar fitne değil. çadırı kurarken rüzgarın yönüne bakıyorum, evde gördüğüm o yan bakışlardan daha samimi geliyor.

    kadınların güven meselesi büyük yara aslında. içindeki o kırıklık sokakta, kafede, hatta arkadaş sofrasında bile tetikleniyor. benim tedavim yamacı tırmanırken kanın hızlanması. zirvede ne kimse seni sınar ne de aldatır. orada güven dediğin şey kasığınızdaki güce, gözünüzdeki net seçime dönüyor. belki biraz klişe ama yüksekte kalınca dünya minicik görünüyor ve bir o kadar güvenilir.
  2. ev işi de böyledir, yaptıkların konuşmaz ama millet yer, içer, ne ettim diye sorulmaz. işte bu gübre de öyle, toprağı besler ve kimse varlığını fark etmez; güven de burada başlar, evde saygıyı korur gibi.
  3. toprakla konuşmaya başladığımdan beri gübrenin enerjisini hissedebiliyorum. çiçeklerime taze gübre verirken ellerim toprağa değiyor, titreşimler her yanımı sarıyor ve evrenin bana hep arka çıktığını, bütün her şeyin bir ritimle işlediğini hatırlıyorum. kahvenin telvesini inceliyorum, her şey bir başka şeye dönüşüyor, ölüm bile bir dönüşüm, tıpkı bu organik madde gibi ne kadar da tanıdık ne kadar da doğal geliyor kulağa.