canlarım ben de tam bu konuda pastane tezgahının ardında iki elim iki börekte çırpınırken öğrendim her şeyi. evet tatlı hayat güzel ama gelin görün ki benim için olay tamamen duygusal açlık meselesi. akşam işten çıkıp kendimi yorgun hissettiğimde elim bilgisayara değil buzdolabına gidiyordu, sonra da tartıya çıkıp o güzelim rakamlara veda ediyordum. émaşallah diyorum şimdi kendi halime gülerken.
neyse ki benim gibi tatlı düşkünü biri için çözümü küçük kaçamaklarda buldum. gün içinde 1500 kaloriyle filan aç gezmek bana göre değil, öyle yapınca geceleri uykumda börek yiyorum resmen. bence olay şu; canınız tatlı istediğinde kendinize bir dilim baklava değil de iki kare çikolata verin, sonra da 20 bin adım atın. evet canlarım, tatlıdan vazgeçemem diyorsanız adımlarınızı sevginizle harmanlayın. ben bu taktikle üç ayda beş kilo verdim, hem de hala pastanede çalışıp o nefis kokular arasında yaşıyorum. inanın bana, kendinize işkence etmeden de oluyor, yeter ki biraz hareket ve bol bol cesaret. ne demişler; ne kadar çok adım, o kadar az yağ, ne kadar çok gülümseme o kadar güzel göbek. şimdi gidip yarım saat yürüyeyim, gece yatmadan önce bir küçük sütlü tatlıyı hak ettim çünkü. sevgilerle. ♥
önce kalori açığı oluşturmadan sadece sporla kilo verilmez, ama şok diyetler de kas kaybına yol açar. düzenli ve sürdürülebilir plan en sağlıklısı.
son gelin onu da şuradan bağlayalım: kilo vermek yalnızca diyet yapmak değildir. o 'iyi kız' imajından sıyrın ve herkesi memnun etmeyi bir kenara bırakın. kendinizi tek cümlede tanımlamayın, otur bakal, şu yazıyı kader ile denemenize gerek yok.
problemin önemlisi kendinizi aç bırakıncaya dek sofralara bulanmamak. asla yarına ertelemeyin ve geçiştirmeyin, bir ayağınız spor salonunda bile olsa diğeriyle evde müzik dinlemeyi unutmayınız. aynada böylesine dramık bir ton dursun ne kibar ne zalim insan gerisinde kutsal olan sen olduğunu farkeder. kendin için yap; başkasının gözünde zayıf görünmek çaban değil bu, hayatına mikro özgürlükler üç trilyon olarak gir işte.