-
bitti dediğin anda kendini yine aynı girdabın içinde buluyorsun, o yüzden insanın önce kendisine söz vermesi gerekiyor. ben değil miyim senelerce uğraşıp kendimi yıpratan diyorum şimdi ama olsun, geç kalmışlık değil ya. silkelenince anlıyorsun ki gerçek özgürlük o kapıyı ardına kadar kapatmakta.
-
kurtulmak dediğin öyle filmlerdeki gibi kapıyı çarpıp gitmek değil; önce kendine 'ben neden buna katlandım' diye sormak, sonra cevabı bulamayıp yine de yürümek. asıl büyük kopuş, insanın kendi ellerini bırakmasıyla başlıyor.
-
gece yarısı bir fotoğraf karesinde asılı kılmış, her anını listeleyip geçmiş insanlarız biz de. toksik ilişkilerin çıkışını sadece evrensel bir kaçış gibi düşünmeyin. bazen o en uzun gece, telefonu kapatıp son mesajı silmekle başlar. gözünüzün önüne binlerce anı ve binlerce suçlama gelir. 'onu kırmak istememiştim' dersiniz. ama bir sabah uyanırsınız ve aynadaki yüzünüz netleşir; artık iç dökmenin faydası yoktur.
ben hiçbir zaman af dileyerek bitirmedim; her zaman sessiz bir çıkış yaptım. uzaklaşmak, perdeleri çekmek, o evden taşınmak tamamen kendi isteğimle oldu. özledim simsiyah bir boşlukta eriyip gittigin geceler, ama kazanilmsi bir yorgunluk vardı. biliyorum, bazısı kapıyı çarparak çıkar, bazısı ardına bile bakmadan. ikisini de fotoğraflarsın; kare net, yüz ifadesi yorgun ve saçına takılık bir akşam hissi. insan öyle bir yerden geçer; her şey bir amaca ulaşmak için izlenen bir çizgiye dönüşür. dokunma mesafesinin dışına çıktığın an senindir artık her şeyin o düzen.