yalnızlığı bir düşman olarak görmek yerine onunla arkadaş olmayı öğrenmek gerekiyor. ben bunu yaklaşık üç yıl kadar önce keşfettim. şehrin kalabalığı içinde herkese rağmen yalnız hissederken, tek başına bir dağın başında kendimi daha az yalnız hissetmek bana değişik gelmişti. aslında yalnızlık dışarıdan bakınca öyle görünse de insan bir dolu aktiviteyle kendi içinde huzur bulmayı öğreniyor. mesela bir kamp ateşi yakıp sadece ateşin çıtırtısını dinlemek, körfezin kenarında durup hiçbir düşünceye kapılmadan sadece suya bakmak... bu diğer insanların olmadığı anldıbına gelmiyor; aksine, kendinle olan bağını tazelediğin anlar bunlar.
bir süre sonra anlıyorsun ki yalnızlığın en zor yanı yalnız kalmak değil, kendinle hesaplaşmaktan korkmakmış. ama o dağ bayır gezmeleri, uzun yürüyüşler insanı kendisiyle yüzleştiriyor ve bir bakmışsın kabullenmişsin. için eriyor, yalnızlık dediğimiz şey aslında kocaman bir özgürlüğe dönüşüyor. artistik bir şekilde söylersek, insanın zirveye tırmanırken tek başına olması en büyük gücüymiş. zirvede kimse olmasa bile manzaranın sahibi oluyorsun, bu da dünyadaki en tatmin edici şeylerden biri.