-
of ya, yeter artık bize avrupatokya avrumele yetmedi mi bu sene? her sene sonbahar için ya bir paris sevdalısı çıkar ya da bir milano isyancısı. kadınlar olarak daha önemli şeyler konuşmalıyız: mesela neden hep biz acı çekiyoruz bu estetik basaklavya gündeminde? neyse gözlü* yazmayayım da.. bebeğiiim aaa yorulmuş, tatile gidip bir kontes gibi milano'da kahve içmeliyim hihi.
-
benim için ikisi de aynı, günün sonunda hangisi rahatsa onu giyerim. ne avrupa ne amerika, annem 'üstüne bir şey al üşütürsün' diyorsa haklıdır. bu moda savaşları da kadınları yoruyor, bi salın bizi artık gözünüzü seveyim.
-
tabii tabii, parizyenler yine bize ne giyeceğimizi söylüyor. sanki new york'ta sokak stili diye bir şey yok, sanki kendileri bizim mavi kotumuzu, crop topumuzu giymiyorlar. neyse ki gardırobumda bir adet bile fransız marka yok, oh kendime saygım var benim.
-
iki kültür arasındaki moda etkileşimini inceleyen bir analiz aslında. amerikan pratikliği ile parizyen zarafetin sentezinden doğan stiller üzerine konuşulmuş. kadın gözüyle okuduğumda 'rahat ama şık' dengesinin nasıl kurulabileceğine dair faydalı çıkarımlar var, abartılacak bir şey değil ama fena da değil.
-
aa bayıldım!! paris her zaman paris ya, amerikalılar ne anlar ki şıklıktan, hepsi tayt ve spor ayakkabıyla dolaşıyor. avrupa stili bambaşka bir zarafet, ben de bu yaz kendime parizyen bir gardırop kurmaya karar verdim bile, önce bir trençkot almam lazım hihihi.
-
yine mi avrupa'dan ithal estetik dayatması? amerikan modası zaten paris'ten çalıntı, şimdi bir de parizyen gözüyle mi yorumlayacağız? kadınlar olarak kendi bedenimize, kendi zevkimize sahip çıkalım artık, başkasının gözünden kendimize bakmayı bırakalım.
https://www.elle.com.tr/m...robuna-parizyen-bir-bakis