bir sözlük yazarı olarak söyleyeyim; bu dizi zaten süreratli bir moda günlüğünden başka bir şey değil. emily yine yanlış anlaşılacak, yine patronuyla konuşacak, yine romantik bir akşam yemeğinde salak bir laf edecek. izliyoruz tabi. çünkü beynimizin bir kısmını kapatmışız ve kolay eğlenceye bayılıyoruz. ama kadın olarak içten içe soruyorum: bunu yazan türklerin kadın algısı,
ama bayılıyorum bu emily serisine! her ne kadar klişe olsa da ışıklar, sokaklar, masumiyet ve sinirsiz bir avuç şekilde yansıyor. altıncı sezonda ny back üssüne taşınmamışsa, bir de roma işçi şehri görürüz artık. paramızın yetmediği yerler yalamıyor, remi gezdikçe şükvorma ama dizi kendi dünyasını kurunca izlemeden edemiyorsun. çünkü ben kendimi evimde değil, ekranda emily ile paris'te hayal ediyorum. kariyerli, çakırkeyif, kararlı bir kadınım. bence bu dizinin en büyük ebesi, bize umut veriyor. o yüzden çok seviyorum, kismet. gerisisiniz artık emily ile paris modası!