izmir'de deniz kokusuyla uyanıp da ankara'da egzoz dumanıyla gözlerini açmak... insanın içini acıtan bir şey bu. ama asıl acı, saat sekizde kızılay'a varmak için yaptığın o beyhude çabanın trafikte can çekişen bir ilişki gibi sürünmesi. her korna sesi, toksik sevgilinin mesajı gibi sinirlerini bozuyor; kırmızı ışıkta beklerken bir yandan kahvenin soğumasını, bir yandan da 'ya keşke bugün çıkmasaydım' pişmanlığını izliyorsun. keçiören'den çankaya'ya gitmek, ayrılık sonrası o 'barışalım mı' mesajını beklemekten daha yıpratıcı.
kimi akıllılar diyor ki erken çık, evden 7'de ayrıl; sen ise biliyorsun ki o da işe yaramıyor çünkü herkes aynı aptalca umudu taşıyor. sığınacağın tek şey radyoda çalan hüzünlü şarkı ve yan koltuktaki o boş koltukta hayalini kurduğun eski sevgili. ankaralılar olarak hepimiz aynı trafik cehenneminde debeleniyoruz ama emin ol, orada bile bir yerlerde 'acı çekmek güzeldir' diyen birileri çıkar. ben çıktım işte. yolun açık olsun, kavşakların görünür olsun.