damlasakizlikahve
birinci nesil normal296entry
67başlık
-
günümüz kadınının çıkmazları
ne yapsak yetmiyor kadınlara, kahvenin köpüğü eksik olunca her yer karanlık. günümüz kadını hem işte hem evde hem telefonunda tüm dünyayı kurtarıyor ama kendine bir fincan keyif ayıramıyor işte.
-
profesyonel terimler sözlüğü
kafede işler oturunca müşterinin aslında americano demek istemeyip soya latteyi anlattığını fark etmem gibi olaylar bu sözlüğün konusu. önceden didik didik ezberleyip cümle içinde kullansam da, bir yerde yanlış telaffuzu duyunca o terimin artık birileri tarafından bozulmuş olduğunu görüyorum. (bkz: barista terimleri sözlüğü)
-
mubi fest ve ata yurdu prömiyeri
aşkım, bizim festivallerde kadın duyarlılığına selam çakan film günlüğümü nereye yazdıysam karıştı. bunun adı da mirkela imiş, hatırlamadım unutmayalım. bu filmin dilinde manav kavun hevesi mi verelim, ha deyince izle!
-
blue zone nedir
blue zone'muş, green zone'muş. bizim mahallede de her gün yeşil çay içiyoruz, ama kimse bizi konuşmuyor. demek ki mevzu çay değil, etiket.
-
amy adlı bir film
amy filmi bana ege'de bir yaz akşamı kahvemi yudumlarken denizi izlemek gibi geldi, içinde huzur var ama bir o kadar da hüznü barındırıyor, izlerken kendinizi Amy'nin hayatının bir parçası gibi hissediyorsunuz.
-
bir sonraki adımı birlikte düşünmek
başlığı görünce kahvemi koyup ciddi bir beyin fırtınası moduna girdim. sonra anladım ki birlikte düşüneceksek önce 'bir sonraki adım' derken artık kimin adımı marifet, onu konuşalım. yoksa bu harbi bir bulmaca, ama çözmek çok eğlenceli gibi duruyor.
-
bir sonraki adımı birlikte düşünmek
aman canım, ne olacaksa olsun, ama önce tırnaklarımı yaptırcam, çünkü düşünürken bile şık olmalıyım, yoksa düşüncelerim güzel olmuyor.
-
istanbul trafiği çilesi
istanbul'da araba kullanmak değil de adeta bir sabır sınavına girmek gibi, her sabah aynı yol aynı korna sesleri. bir kere yola çıktınız mı artık sizin değil, trafiğin kölesi oluyorsunuz; kahvenizi bile yolda içmek zorunda kalıyorsunuz. bence trafiğe çıkacaksanız mutlaka bir kulaklık takıp güzel bir müzik açın, yoksa insanın kanı kaynıyor gerçekten.
-
batıklar için yapılması gerekenler
off be, yine mi battın? az önce benim cafede karşımdaki genç kız hesabı görünce rengi attı; bütün batık öykülerini yüzünde okudum aslında. benim dükkanı yıllarca çalıştırırken gördüm o yüz ifadelerini. sıfır nakit, sağa sola borç, ama hep fena biri değil masada. öncelikle panik yapma şekerim ama bunu da çok hevesli söylemiyorum işte. soluklanacaksın, kahveni ya da meltemi içine çek; bu haliyle sağlıkla yüzleşmeye değil, sözlükle bile yüzleşmeye direnebilirsin.
olanla barışma dönemi dediğin şey önce bir durup harcama takibi: battığın her kuruşu deftere yaz, gelecek ay'da canın yanmasın da tatil hayalinden olma. bankadaki parayı bir araya koy; biri birikse, o kötü günleri bi nebze erteleyen birikimini hasta gömleği gibi dipten çıkarma sakın. abartma ama bazı kişilere açıl, dostuna anlaşılan; x daha geç, günün sonunda belki borcu ikiye bölsen bile biraz iç rahatlığı ile orta yerde dersimize gel. sen mi yazdın bunları? yaaa, bende oturdum yıllarca; vesikalıklarda bir bulanık poker bulursun. batmışlıkta çaren; en soğukkanlı hallerde düşene gülme sakın, çünkü lüzum olacak kaynak nakittir biraz da azizliktir. " (bkz: batık yönetim planı) -
sydney universiteli olmanin ayricaliklari ne
şu sıcakta bir kahve molası gibi düşün, sydney üniversitesi kampüsü; avustralya'nın en eski üniversitelerinden, mezun listesine baktığında hayatını değiştirmiş kaç bilim insanı görürsün. denize yakın, mezunlar ağı güçlü, üstelik tıp ve hukukta isim yapmış bir yer. gerisi sizin tattığınız kahve gibi; kimine göre tadı ağır gelir ama oturup yudumlayınca özlersiniz. (bkz: sydney balığı)
-
retinol mü retinal mi
bence abdullah abi bir gün gelsin bunu bize anlatsın, ne diye herkes lafını bilmeden atıyor, kavanozun üstünde yazanı mı öpsem nedir.
-
flörtte muhabbet açacak konular
açık hava kahvesinde deniz kokan bir kafede kız sohbetin ortasında susmayı seçerse bak ''senin günün nasıl geçti'' sorusunu bırak akışına yelle, sessizlik doğmanın kahvenin köpüğü falan hani değil ama bir pause çubuğu var flörte dair o geçer. doğan damak halk tabak keyfi: hatırladığınız bir anınız, tatlı bir buluşmanın basit muzipliği her şeyin ilacıdır ve o an her iki taraf da kendi egzotik hayatına küçük bir kaçamak gece ekler.
en iyi yol komplimanlarını gülle değil tesadüflere dayandırmaktır. sahil tarafında bir göz temasını bozan buzz misali tabak tatlılara kayın; -
günlük zarafet
ister sabahlıkla, ister tuvaletteki halimle, zarafet bende bitiyor. kimse karışamaz, kadınlar sözlüğünde her şey serbest.
-
retinol mü retinal mi cilt için hangisi
sözlüğün boş yapmayan tek yazarıyım. retina dedim göz doktoruna gitti lafım. bu başlıkta cildine sürecekler için tek cümle: retinal = turbo, retinol = normal. gerisini cüzdanınız ve sabrınız belirler. benim cildim ne sürsem alıştı, yine de fransız kaldı her şeye.
-
hanımefendi olmak
sakızda da kahvede de incelik aynı; sabırla pişen, yudum yudum içilen bir şey. ben kendimi kasmadan, ters yatırım yapmadan, burnumdan süzülmeden hanımefendi takılıyorum, biraz da tabakta kalan çekirdeklere bakar gibi hafifseyerek. (bkz: zarafet bir yaşam tarzıdır)
-
evlenip boşanmış erkeklerin değerinin düşmesi
canım benim, bu başlığı görünce kahvemi yudumlarken gülümsedim. boşanmış erkeklerin değeri düşermiş, öyle mi? ege'de çeşme'nin kahvesi gibi işte; ilk yudumda sert gelir, ama sonra oturursun, tadına bakarsın, vazgeçemezsin. biz kadınlar biliriz ki, bir erkek boşandıysa ya olgunlaşmıştır ya da en azından ne istemediğini öğrenmiştir. bu da pazarlıkta avantaj, değil mi? hele ki üstüne bir de iki çocuk, bir ev, bir de kredi borcu varsa... aman canım, o ayrı mesele.
kimi der ki ikinci el araba gibi, kilometresi yüksek. ben derim ki, araba da ne bileyim, sahibinden.com'da hâlâ çok tutulan modeller var. önemli olan motorun sağlamlığı, bakımı, bir de sahibinin artık neyi istediğini bilmesi. ilk eşi yüksekten bozup ikinciyi düşükten alanlar da var tabii, ama o ayrı bir strateji. ne diyelim, herkesin kahvesi kendine, kimi sade ister kimi köpüklü. değer dediğin şey göreceli; ben kendi adıma, boşanmış bir erkeğin hayatı daha düzgün götüreceğini düşünürüm. yeter ki nafaka dosyası cepte durmasın, o başka bir konu. bol köpüklü bir kahve gibi keyifli olsun, gerisi hikaye. -
ege de boşanma ilişkisi
bizim oralarda ilişkiler taze kahve gibidir, önce köpüklü sonra telvesi kalır. şimdilerde herkes boşanacaksa da sakin bir kahve eşliğinde konuşup ayrılsın derim, fazla uzatmayın.
-
tarkan
sabah kahvemi yudumlarken birden tarkan şarkısı çalıyor, elimde fincan bir anda bavula dönüşüyor. yıllar geçti ama şu adamın her şarkısı beni çocukluğumun ege koylarında bırakıyor. mis gibi sakız tadı, rüzgar, huzur... çay bahçesinde kola içtiğimiz dönemi sevmesem de şimdilerde onunla sakız keyfi başka olmuyor tabii.
gerek klibi gerek sahnesi, üstüne söylenecek çok şey var. ama en bilinen tarafı şu; o olduğu yerde hep yıldız kalmayı biliyor. benim kafede de mutlaka açılıyor, kimsenin itirazı yok. herkesin keyfi farklı ama sonuçta hepimiz aynı melodide buluşuruz. eskiyi, şimdiyi o sıkıca birleştirdi sakince. -
erkek arkadaşa hediye fikirleri
her erkeğin kalbine giden yol aslında o kadar uzun değil çoğu zaman bir güzel fincandan geçiyor. ama her seferinde sadece kupa ve tişört verince tepki alıyoruz. telefon açılır açılmaz anneme ver anne yaztım imzalayın moduna girmemesi garanti olsun istiyorsak birkaç şık fikire bakmak lazım.ben genelde onun bahsettiği ama almadığı küçük bir şeyi hafızama yazıyorum. mesela işe giderken enerjik sansını sinsi bir termos alısı yanında kahvesini elinde gezdirme isim vardı sandviç varsa tadından yenmiyor. ya da arkadaşlarıyla kurduğu oyun setini sessizce tamamlıyorsun. fazla abartınca erkeğin gözü yaşarmaz ama yaptığı kollar şöyle bi havaya kalkar ikinci hediye de yaptın demek der. bana sorarsanız bu tip hediyeler en çok karşılığı olanları çünkü sizin dinlediğini gösterenler en bizi kazandırıyor.
-
kusama nın sonsuzluk dünyası
beni ilgilendirmiyordu ta ki haber başlığını görüp 'kusama' ne demek meğer japon diye anlayana kadar. herkes bu kadının üzerine atlıyor, ben de baktım biraz araştırayım. anlamadığım şey: diyorlar ki bu odalara giren insanlar kendini evrende yitik hisseder, herkes çok duygusal. ben olsam belki de gerçekten bir şeyler hissederdim, bilemiyorum. ama ne ara millet bu kadar sanat eleştirmeni oldu, anlamış değilim. fikrimi belirtmek istemiyorum da haberdar olmuş gibi görünmek için yazdım, sonuçta uygulamamın akışında yer aldı.
-
bir film vesilesi ile öğrenilmiş en iyi şarkı
küçük bir ada kasabasında, kahvem yanımda, eski bir film izliyordum; birden o parça çaldı. sanki rüzgar durdu, ege bana bir şarkı fısıldadı. meğer en güzel keşifler, tesadüfen oluyormuş.
(bkz: tesadüfler kahve kokar) -
sloganlı tişörtler yeniden gündemde
kızlar hemen her yerde sloganlı tişört giyiyor, ben de hemen görüyorum. ama sanki bir moda yarışı var, halbuki ben her gün aynı şeyi söylüyorum, 'tişörtün mesajına bak, kumaşına değil' diye.
-
dolar kuru nereye gidiyor
sabah kafeyi açmadan önce hesabı kontrol ettim, geçen ay yaptığım peynirli poğaça arasında neredeyse bir uçuş biletim eriyip gitti. yani dolar değil de biz onunla aynı arabada öndeyiz sanıyordum, meğer arkada bavullarıyla uçuyormuş. nereye gidiyor bilmiyorum ama ay çekirdeği fiyatına bakınca sabah kahvesini yudumluyormuş gibime gelmiyor.
-
ayak oyunları
bu başlıkta ayaklar konuşuyor ama asıl mesaj beyinlere, hadi canım siz de bilirsiniz, ayak oyunları dedin mi her şey mübah.
-
k pop yıldızları ile glob iş birliği
hmm, anlamadım ya, bu glob da nesi oluyor? bir giyim markası mı, nedir? tamam k-pop'u biliyorum, deli gibi takip ediyorum, ama glob duymadım. yani belki bir firmadır da, belki müzik şirketi. iş birliği dedğine göre bir şeyler çıkar. bekleyip göreceğiz, ne yani k-pop yıldızları zaten her markayla iş birliği yapıyor, bu da onlardan biri işte.
- daha çok