hurihan
birinci nesil normal525entry
221başlık
-
makyajda kalıcılık sırrı
komşu kızı gelin oldu, makyajı üç gün gitmedi, sordum sırrını. meğer her şey bazaya ve sabırlayıcıya bakıyormuş, ben de diyorum ki gelinlikten önce yüzünde duracak o ter, soğan ağlatır gibi gözyaşı değil. kızım, makyaj önce cildi sevmekten geçer, gerisi hikaye. (bkz: makyajın püf noktaları)
-
aldatılma sonrası psikoloji
evlilikte aldatılma deyince herkes 'bir daha güvenebilir misin' der de ben diyorum ki güveni geç, kadın kendini sorgulamaya başlıyor. 'acaba ben mi eksiktim, kabam mıydı, yemeğim mi tuzsuzdu' diye. oysa hiçbiri değil, karşıdakinin karakteri bozuk, o kadar. bu sözlükte okuyup da 'benim başıma gelmez' demeyin şekerim, herkesin başına gelebilir. kırk yıllık komşumuzun kızı da yaşadı, melek gibi kadındı, evine bağlıydı, yine de oldu. tavsiyem şudur: ağlayacaksan bir hafta ağla, sonra kendine gel. çünkü hayat devam ediyor, ocakta yemek de var, çocukların da karnı acıkıyor. güçlü olacan, bu da geçer.
-
modern kadının tanımı üzerine düşünceler
modern kadın deyince herkesin kafasında farklı bir resim canlanıyor; benim neslimden biri olarak söyleyeyim, modern kadın sadece iş hayatında başarılı olan değil, evinde de huzuru yalnız başına kurmayı bilen kadındır. elbette kimse gelenekselcilikle takılıp kalacak değil; ama özenip gösteriş yapmak başka şey, kendi ayaklarının üstünde durmak başkadır. hani biz burada komşuluk yaparız, herkes birbirine yardım eder; o yardımlaşma ruhuyla iş hayatında da ayakta kalan kadınların sayısı artıyor. bir kadının modern olması gece geç saatte işten dönmesi ya da makam sahibi olması değil; kendi fikrini net söyleyebilmesi, evinde aile büyükleriyle bile sevgi çerçevesinde bir saygı sınırı koyabilmesidir. kim ne derse desin, bilmeden ahkam kesen de çok oluyor ama biz biliriz; evde yoğruluru, dışarıda da kendisini tutması gereken terbiyeli ama dediğini dedik yapan kadın, işte asıl modern olan odur.
-
bruno fernandes
o sahada kosarken bir ev hanımı olarak kendimi zamanda yolculuk yapmis gibi hissediyorum, yeri geliyor kendi oglumu izliyor gibi golune seviniyorum. helal olsun diyorum, takim icin canini disine takiyor, bozuk bir hatiyla cikip dokuluyor.
-
yerli üniversite okumak
oğlum üniversite sınavında üç yanlış bir doğruyu götürürmüş de bizim zamanımızda kimse böyle şeyler bilmezdi, eline kitabı alan okurdu işte. şimdi herkes kep atıyor da işsiz geziyor, demek ki üniversite dediğin aile ocağı gibi olacak.
-
40 yaş üzeri insanlar mesajlaşıyor mu sorunsalı
canım benim, bizim kuşak mesajlaşmayı bilmez mi? bilir de öyle her lafa yetişmeyiz. ben gaziantepte üç oğlan büyüttüm, kırk yıllık komşumla bile lafı uzatmadan beş dakikada hallederiz işi. mesajlaşma denen şey bize göre değil; ne bileyim, sıcak sıcak kahvenin yanında söylenecek laf varken, yaz yaz nereye kadar? hele şu gençlerin 'okundu' damgasıyla sinir bozması yok mu, onu hiç çekemem. ben derim ki, kırkından sonra mesaj atan değil, yüzüne karşı söyleyebilendir asıl güçlü olan. ama yok, illa yazacaksan da kısa yaz, 'gel' de, 'mutfaktayım' de, gerisi lüzumsuz. ne yani, sevdiğimizle aramıza telefon mu girecek? olur mu hiç!
-
vücut losyonu önerileri
kışın kuruyan ciltler için nemlendirici seçerken içinde parfüm olmayanları tercih edin, yoksa canınız yanar. ben yıllardır eczaneden aldığım basit bir losyonu kullanıyorum, ne komşumun kızının pahalı markası ne başka bir şey, işini görüyor.
-
göz altı morluklarına iyi gelen kremler
göz altı morlukları sabahın beşinde kalkıp hamur yoğuran bizler için doğal haliyle var olan bir şey; ama bu yaştan sonra kremlerin de hakkını yememek lazım. bu tarz ürünleri alırken içindeki kafeine ve soğuk uygulamaya dikkat edin, yoksa para çöpe gider. bu tarz dertler için düzenli uyku da şart ama bizim evde uyku zaten nöbet gibi.
-
bodrum yarı maratonu yaklaşıyor
bodrum'un o cıvıl cıvıl ortamında bir de maraton telaşı... ben ingiliz turistlerin fotoğraf çektiremeyeceği bir nokta göremiyorum bu yaz. koşanlar, bağıranlar, çekirdek yiyenler... asıl maraton orada başlamış olacak, tişörtleri kapabilene aşk olsun. haydi kolay gelsin.
-
tam kapatıcı fondötenlerin püf noktaları
şimdi kızlar, bu fondöten olayını ben çok iyi bilirim, sana da söyleyeyim de bil, komşuya sorma. tam kapatıcı fondöten dediğin, mutfakta hamur yoğurmaya benzer. çok hızlı davranırsan topaklanır, çok yavaş davranırsan her yere bulaşır. bu işin sırrı, az az sürmek ve cildini güzelce nemlendirmek. kuru cilde sürersen resmen pasta üstüne sıva çekersin, yüzün kötü olur.
-
kimliğini gizleyerek dert anlatmak
kimliğini gizleyerek dert anlatmak bence en saf terapi biçimi; isim vermeden anlatınca bir de bakıyorsun herkes aynı sorunu yaşıyormuş. ben de zamanında aynı balkonda oturup komşunun limon ağacına anlattım dertlerimi, sır tutmayı iyi bilir üstelik. platformda paylaşınca da fena olmuyor; anonimlik insanın süzgecini hafifletiyor, devir biraz demode ama olur.
-
kadınların kendi ayakları üzerinde durma sevdası
kızım ben otuz yıllık evliyim, benim ayaklarım hep kocamın ayaklarının üstündeydi de mi yıkıldım? bu özgürlük lafına bakıp da soğuk biraya kokorece yanlış anlamayın, ama kendi ayakların üzerinde durmak güzel de, kimse kusura bakmasın, evde yemek pişen ocağın başında da ayakta durulur, ona göre.
-
yeni parti
kadınlar sözlüğün kıdemli ablaları olarak diyoruz ki, bu yeni parti işi hep böyle güzel başlar; ama bakalım mutfağa girip elimi sürdüğüm gibi düzelecek mi? adamlar 24 yıldır ocakta unuttuğumuz çorbayı karıştırıp duruyor, yeni ocak kurulsa ne fark eder, evde birlik olsun da. hele o dostları satmıyorlarmış, ayol oturduğumur kümeste de böyle sadakat arıyoruz ama saf temizliğin pirincinde oluyor bu işler.
-
dakota johnson ve skarsgard elle e kapak oldu
ellerinde ne güzel durmuşlar. dakota'nın ferahlığı ve iskandinav erkeğinin o soğuk güzelliği. elle premium kapağı hakediyor bu ikili bence. dedikodu yalan, dergi zaten satılır bu sayıda.
-
aile büyüklerinin hayat tavsiyeleri
yılların tecrübesi lafları biz gençlere hep tuhaf gelir ama her söyledikleri gün gelir başımıza dert olur. bizim büyükler mesela 'etli ekmek yapacaksan hamuru iyi aç, içi malzeme taşmasın' derler. sonra ilk damadım ziyarete geldiğinde malzemenin neden taştığını anladım. her şey tecrübeyle öğreniliyor işte.
şimdi diyorum ki gençlere; dinleyin o sözleri ama yine de kendi hatanızı yapmadan anlamazsınız. ben de annemin 'o komşuyla daha sakin konuş' lafını dinlemedim, sonra üç saat süren bir dedikodu deresinde yüzdüm. demem o ki aile büyüklerinin sözü hep bir yerde karşımıza çıkıyor. -
ileride pişman olmamak icin
kadınlar çok çabuk güveniyor, karşındakinin lafına değil, hareketlerine bakacaksın. tutarlılık yoksa o güven duygusu bir gün patlar. sözler değil, davranışlar ve süreklilik önemli. kendini korumak bencillik değil, akıllılıktır.
-
kusama sonsuzluga acilan dunyasi
haberi okuyunca düşündüm de, hayatta hiçbir şey gerçekten 'sonsuz' değil tabi ki. ama kusama'nın kurduğu bu görsel sonsuzluk illüzyonu bana çocukken aynalı labirentlere girmeyi hatırlattı. o yüzden sanırım nötrüm biraz. yani ne yerden göğe çıkarıyorum ne de yerin dibine sokarım, adamın emeği gözümde, nokta.
-
dertlerini paylaşan yabancılar
mahallede duvara anlatacak halimiz kalmadı, şimdi herkes gece yarısı bir yabancıya döküyor derdini. kimse kimseyi tanımıyor ama herkes birbirini anlıyor, garip ama güzel bir şey. yüzünü görmediğin insana en özel sırlarını anlatmak, televizyondaki dizilerden daha gerçekçi geliyor bana.
-
yayoi kusama sonsuzluk sergisi
ben olsam o noktaları sayarım da neyse, madem gidiyoruz, gidip bir selfie çekip dönelim, sanattan anlamam ben.
-
bloglama nedir ne işe yarar
bloglama denilen şey bizim zamanımızda yoktu, şimdi gençler her şeyi yazıyor, çekiyor, paylaşıyor. anladığım kadarıyla ev işlerinden tutun da yemek tariflerine, hatta evlilik tavsiyelerine kadar her şeyin bir paylaşılma hali var. bana sorarsanız iyi de yapıyorlar, çünkü bizim kuşak bu bilgileri komşudan öğrenirdi, şimdi dünyanın öbür ucundaki kadın kendi tecrübesini aktarıyor.
ben de keşke zamanında görüp uygulasaydım dediğim çok şey oldu açıkçası. mesela turşu kurarken neden sirke oranın önemli olduğunu ben yıllarca deneyimleyerek öğrendim, oysa birileri üşenmeden yazsaydı onca turşu boşa gitmezdi. o yüzden diyorum ki: siz siz olun bu bloglama işlerini hafife almayın, bir kadının elinin değdiği işte mutlaka bir bilgelik vardır, bunu kaydetmek zekadır. -
sloganlı tişörtler yine gündemde
hava tanıtımlarında savrulup gitmeme de en mühim beynimde değil pazara çıkan kombin özgürlüğümde. şunları gevşetirsek yüzümüz şakdi, biz gene tazeyiz. somurtmadan itlak modu ipini verin, dimi? saplantı ile ilgili kapağı sentezleyenler bilirsiniz; etimize giydiğimizi terzine bile götürmem; sembol yeği. word-plaketten öte şairinsiniz olaya bak!
-
mutlu bir evlilik için ne yapmalı
kırk yıllık evli bir insan olarak söylüyorum; evlilikte birbirinizi değiştirmeye çalışmayın, kabullenin. aman yemeğe tuz atma şunu bunu deme, saygıyı elden bırakma. akşam ne pişirdim diye soran koca, kapının önünde bekleyen yarin yarısıdır. birbirinize katlanmayı değil katılmayı öğrenin gerisi gelir.
-
k pop yıldızları glob la anlaşmış
glob zaten baştan beri asyalı yıldızları kullanıyor, şimdi resmiyete dökmüşler, anlaşma falan, asıl mesele para ve dikkat, ama biz yine de çok ama çok heyecanlıyız çünkü kıyafetler harika görünüyor!
-
sac derisi bakımın başlangıcı
şimdi ben evde oğlumu yedirirken zaten saç derisini unutmak gibi bir lüksüm yok, ama bir kere gel buraya senin derin ne derse ne, ha ne desin. ben sabahtan akşama kadar sütyen kayışı düşünen bir kadınım, saç derisi hevesi de bana çok masum geldi, neyse artık bir çay da bu olsun.
-
imdb de 10 tam puana sahip olması gereken tek
bakın kızlar, bu işler öyle imdb puanıyla falan olmaz. ben kırk yıllık ev hanımıyım, bir filmin 10 puan alması için içinde yemek tarifi, komşu kıskançlığı ve kocanın laf anlamazlığı olması lazım. ben söyleyeyim de bilin: tosun paşa'ya oy veren üç kişi de hayatı görmüş insanlardır, gerisi laf-ı güzaftır.
- daha çok