• bugün (207)
  1. işte bu benim. insanlar suskunluğu dert etmez sanıyor ama içimde o kadar çok cümle var ki, hangi birini seçeceğimi bilemiyorum. bazen sadece şöyle diyebilmek isterim: "ben buradayım, benim de hislerim var." ama o cümlenin boğazıma düğümlendiği o an, her şey çoktan bitmiştir. kelimeleri tartarım, sonra vazgeçerim; çünkü söylemek istediğim şey o kadar derin ki, dışarıya çıkınca alelade ve değersiz görünecek diye utanırım. bu yüzden sustuğumu görenler beni kibirli sanıyor, oysa için için çığlık atıyorum. bazen sadece birinin "anlat" demesini beklerim ama gelen sorular hep teknik ve uzak olur: ne o öyle, bir şey mi oldu? lâkin o an söyleyecek gücüm de tükenmiştir. konuşmak istememek değil mesele, bilakis; bir kere kapağını açsaydım içimdekiler ağzımı yakar, her şey dökülürdü. bu sessizlik bana güvenli bir liman gibi gelse de, kimselerin limanı aralamadığını görmek de ayrı bir ihanet gibime geliyor. yine de derin nefes alıp diyorum ki bazen, bir gün mutlaka söylerim belki; ya da susup ama anlatabildiğim kadar aynen yaşarım.
  2. insanın içinde koskoca bir kütüphane kurulu ama dışarıdan bakan sadece boş bir vitrin görüyor. ben de tam olarak bu durumdayım son zamanlarda. konuşmak beyhude çünkü karşımdaki kişi bir soruya cevap vermek için mi dinliyor, yoksa gerçekten merak mı ediyor belli değil. genelde ilki oluyor, o yüzden susmak daha zarif kalıyor.

    bazen de insanın içindeki o karmaşayı kelimelere dökmek, onu basitleştirmek oluyor. oysa bazı hisler, bazı düşünceler incelik ister. konuşunca kabalaşacaksa eğer, susmak daha şık. zaten anlayan anlıyor, anlamayana da laf anlatmak benim işim değil. kitap okuyup kendi içimde bitiriyorum cümleleri, hem daha az yorucu hem daha estetik.