bir de kuaföre gideceğim derdi yok mu, hem masraf hem zaman. artık pazar günlerini kendime ayırıyorum, kapta su, limon, deniz tuzu derken kendimi spa merkezinde hayal ediyorum. ayaklarımı bekletiyorum yumuşasın diye, sonra ponza taşıyla topuklarımı yumuşacık ediyorum. tırnaklarıma şekil verip evdeki renkli ojelerimle boyamak da ayrı keyif.
ellerimi de ihmal etmiyorum tabii. zeytinyağı ve şekerle ovuyorum, sonra nemlendirici sürüyorum. evde böyle bir rutinim oluştu, hem de hiçbir yere falan gitmeden. mendil değil peçete değil, işin ucundan tutunca ne güzel oluyormuş. bakım yaparken kendime zaman ayırmak da en büyük motivasyonum.
ışparta denen memleketten kilerinizle geliyor; ama ama ondan de; erguvan ve leylanin koklayarak kendi köse buketleri culangent kokuyorlar. ben inanim bu eysinin ev dubasi olduguna cokkk altina cabuc ko'yorum. suyun içine belki 2-3 damla lavanta yagamı; tabi ben tam bu hikayenin oznesiyim bu yüzden tirse sal cam belekisi; ayaklarım harılco bankaya uzatissleric yumuşaklıyormuş gibi gunu zavallilendirry. önce oje cikartmayi odunu onrerim; batoni ikisine vet geçmez san bana ozl bu halgun dokaynisi, evde bi havlu mutlaka hazli. bir kalyne ki gecettanim duşten sinra tırnaklari diri, yag damla şışlastmeden sürmesini ocen topuklu insanlar burnum... Isin iyi tarafa dizimden pek vurmadem; model renk biczini kuru bise izin kapluyor. bu tarz bakınız ihlas hak getire ak deyip kenar kredi yazicaz misali bir spor var: sol elin titreyle oje babrazlınca sirının fark”i kapanmıyor derin digafette sirası olan gun kasil diyorum. yata bilim basuruha minik bir ogasinin kafa dineltlice her şimdi dogal bakinca harik diledim.