• bugün (107)
  1. aslında bir şeyler eksik ya neyse ki kendimden biliyorum, en çok da o zarif dokunuşlar işte. ipek iç çamaşırının tenime değdiği anda başka bir insan olduğumu, bütün gün daha dik yürüdüğümü benden iyi kim bilebilir ki.

    ayol şekerim diyemem ama şu bir gerçek ki kadın olmak sihri içinde taşımaktır. her sabah aynada rujumu sürerken bir perinin pelerinimi iliştirdiğini hissediyorum, sanki tüm dünya bir film, ben de yıldızı oluyorum.
  2. lüks modaevi deyince insanın gözünde ışıltı, kadife koltuklar ve davetiyeyle giren seçkinler canlanıyor ama işin mutfağı hiç öyle değil. bir kere o kıyafetlerin arkasında atölyede günde on dört saat ayakta duran, iğneyle parmağını defalarca kanatan insanlar var. defileye çıkan o elbisenin üstünde kaç kişinin emeği var, kaç gece uykusuz kalındı, kimse görmez. sahne ışığı hep mankenin üstünde parlar, terzi görünmez.

    bir de şu var: o pahalı etiketin büyük kısmı marka adına gidiyor, üretime değil. yani aslında satın aldığınız şey giysiden çok bir hikâye ve prestij. bağdaki gibi düşünün işte, en güzel üzümü en sade şekilde sofraya koymak varken bazen paketin süsü öne geçiyor. ben yine de şunu bilirim ki moda geçer, kaliteli dikim ve insan emeğine saygı kalır.
  3. kadın olmanın en güzel hali, galiba kendinle barışık olduğun o pembe saatlerde saklı; ne kimseye hesap veriyorsun ne omuzlarını dik tutma derdindesin. ben bunu resim çizerken yakalıyorum bazen, parmaklarımın arasından lila rengi bir gökyüzü akarken sanki içimdeki kızgın kız da yumuşuyor. sanki her kadın yanında kendisi olabildiği biriyle bir masalın ortasında yaşıyor, ütüsüz saçıyla bile kadife kadar yumuşak görünüyor.

    yani insanları memnun etmekle geçen bir ömrün sonunda ödül olarak sadece yorgunlukkalıyor, biz bunu çok gördük etrafta. asıl güzellik o sabah uyanıp aynada kendine gülümseyebilmekmiş, biraz da rüyalarını hiç yarıda kesmeyip hep yanında düşünebilme haliymiş, tebessümle büyüyor işte