• bugün (111)
  1. bu başlığa gelip de ağlayan çok olur, otur önce bir sakin ol. kaynana ve görümce sorunu bir tek laftan çıkmıyor aslında, senin ne kadar kan verdiğinden çıkıyor. ben şöyle bakıyorum: sınır yoksa muhatap çoktur. ev senin evinse masaya sen şekil veriyorsun, kimse sana 'ama gerçek başka' diye konuşamaz. hediyelik sorular, bayram programları ve akşam davetleri hep bir takvim meselesi; erkenden konuş, son ona bırakma. sen ağladıkça karar versinler diye rahat ederler, sen çizgi çekince masaya bir daha 'ne konuşalım' diye oturmaz.

    bir de pratik kurallar hemen yazıyorum: duymak istemediğin yorumlara kulak vermeyeceksin diye bir kural yok ama gerçekten kulak vermeyeceksin. tersini düşündükleri şeyde doktora git tavsiyesi, annen sarılsın romantizmi değil, eşinle konuş doğrudan. aileri kendine kusmadan taraf oluyorsa iş zaten eşte bitiyor. şunu bir gereklilik gibi düşün, en doğru çözüm kim 'çıt'desede sen sınır diyorsun. hepsi sihirli değnekle geçecek iş değil, idare bir kereste hiç karmış değilsin.
  2. şekerim bu işler bence biraz krem şantı yapmaya benziyor; fazla zorlarsan elinde kalıyor, azıcık sakin olursan kıvam tutuyor. benim taktiğim hep aynı, kendini kanıtlama derdine girmeyeceksin, güler yüzlü ama sınırlı kalacaksın. misafirlikte pastamı beğenmezlerse ikinci dilimi herkes yiyince öyle şen şakrak bir susuveriyorlar ki anlatamam.

    önemli olan eşin duruşu aslında, o sınırı senden önce çizerse işin bir kısmı kendiliğinden çözülüyor. tabii bir de her şeyi ciddiye almayacaksın; çoğu laf yiyecekten sohbete, anlamsız bir sitemden tatlının neden bu kadarken şekerinin az olduğuna kadar dönüyor nasılsa. sakin kal, tatlı dağıt kalbini bozma, gerisi bir noktada yerine oturuyor diye umut ediyorum hep.