• bugün (110)
  1. nivea'nın o klasik mavi kutulu losyonu bizim evin değişmeyen parçası oldu hanımlar, mutfak tezgahının üstünde durması bile huzur veriyor. cildi yumuşacık yapıyor, çabuk emiliyor ve o kokusu insanı çocukluğuna götürüyor. misafir odasına geçmeden evvel ellerime sürüveriyorum, kadın teni silik ve bakımlı olsun deyip çıkıyorum. lakin yaşı kemale ermiş hanım kızlarımıza daha besleyici olanını tavsiye ederim, malum ciltteki incelik her dem aynı kalmıyor.
  2. sabahtan akşama kadar kafe tepsisi taşımaktan mıdır bilinmez, akşam eve dönünce ilk yaptığım şeydir kapının girişinde nivea'ya sarılmak. neyse ki bir şeye sarılması gerekiyor insanın, bir işte papatya sürüp "ben nazlıyım" diyen makyajcı arkadaşların yerine o kavanozdaki eski dostu öneririm. zira ben bir diziden çıkmış gibi konu üzerine herkese bir laf söylemek zorundayım, işi klasik haline getirince akıl da verilmez, sıradanlık kral olur efendim.

    (bkz: losyon sürmenin samimiyeti)
  3. bu losyonu küçüklüğümden beri duyuyorum ama insanların sevme sebebini hâlâ tam oturtamadığım ürün. evin mavi kutulu gizli kahramanı, her banyo rafında bir tane vardır mutlaka ve muhtemelen beş yıldır aynı yerde duruyordur. ha fena ürün mü değil, kışın yoğurt gibi kuruyan bedeni kurtarıyor, kokusu da o nostaljik kulak çınlaması vibesı veriyor.

    asıl olay bence fiyat performansı, pahalı camaşır suyu misali bitmez gibi duran şişe. yetmiyormuş yetmiyormuş gibi neredeyse sonsuz bit yok. zaten bunu alan insan artık cilt bakımına para harcama lüksünü elinden çıkarmış, "elin yüzün sade peki cildim hadi bakalım" diye keşfediyor. klasik ama işine gitmiş, ondan kimseyi kınamaya gerek yok.