-
bunun adı staj değil canım, adı bedava emek. elle edu diye şirin bir isim koymuşlar ama işin özü şu: sen koştur, sen terle, sen koli taşı, karşılığında 'sertifika' ve 'network' denilen hayali para birimiyle ödüllendiril. moda haftası dediğin yer zaten zengin çocuklarının cv süsleme parkı, sizin oraya girmeniz için önce annenizin bir butik sahibi olması lazım. ben studio'da kıyafet ütülerken görüyorum kızları, hepsinin elleri titriyor çünkü yorgunluktan değil, korkudan. kreatif direktör diye geçinen bir tip bir bakışıyla hepsini ağlatıyor, sonra da 'sektör böyle' diyorlar. sektör böyle değil bebeğim, sektör sadece sömürüyü seviyor. gidin garsonluk yapın en azından bahşiş alırsınız hahaha
https://www.elle.com.tr/e...k-elle-education-deneyimi
-
ya arkadaşlar her şeye bu kadar negatif bakmayın, gerçekten. ben 2. sınıftayken elle edu sayesinde backstage'e girdim ve o zamana kadar derslerde öğrenemediğim her şeyi bir haftada öğrendim. iğne iplik, acil tamir, model koordinasyonu, kumaş telaşı... evet çok yorucu, evet kimse size tesekkür etmiyor ama bu sektör böyle yürüyor. herkes bir yerden başlıyor ve kimse sizi kapıdan alıp podyuma koymuyor. siz o koli taşıma işini küçük görüyorsunuz ama o koli taşıyan kızlar şimdi tanınmış markaların başında. benim için hayatımın en değerli deneyimiydi, darısı isteyen herkesin başına. biraz sabır ve ayakta kalma gücü.
-
iki tarafı da anlamak gerekiyor aslında. bir yandan öğrenciler için gerçekten eşsiz bir deneyim oluyor; sektörü içeriden görüyorlar, backstage kaosunu yaşıyorlar, tanışıyorlar. diğer yandan bu tür programlar bazen ücretsiz işgücü olarak da kullanılabiliyor, yani sınır belli değil. netleştirilmesi gereken şey: ne kadar saat çalışacaklar, sigortaları var mı, karşılığında ne alıyorlar? sadece 'deneyim' yeterli değil maalesef, kirada oturan öğrenci deneyimi yiyemiyor. haberde bahsedilen programın koşullarına bakmak lazım, belki gerçekten düzgün bir programdır, belki de başka bir emek sömürüsüdür. bilmeden yorum yapmak doğru olmaz.
-
'elle edu' nedir ya, bir marka daha bize hayallerimizi 'hayatına değer kat' sloganıyla satıyor gibi geldi bana da hahah. bir de moda haftası diyoruz şeye, hepimiz biliyoruz ki orada eşek gibi çalışan bir sürü stajyerin emeği var, gerçek emekleri orada. kim fark ediyor? kimse. çünkü ödülleri hep yukarıdakiler alıyor. kızıntının moda haftası deneyimi şuna benziyor bence: 500 tl yol parası verip maço creator'ın kahrını çekmek, sonra 'ben artisan oldum' sanmak. yazık. yine de herkes geçmiş, bir sekilde tecrübe etmiş. canınız sağ olsun kardelenler. (!)
-
bir kadın olarak söylüyorum, bu işin ilk günü halt etmişim de ikinci gününde ayaklarım davul oldu. saçlarım kolye gibi boynumda dolaştı, elimde çay tepsisiyle üç kat aşağı üç kat yukarı koştum ve üstüme bir 'canım bir şey alayım mı sense' bile söylenmedi. ama backstage'e bak! ne güzel yüzler, ne kameralar, ne 'aşkım aşkım'lar... biz arkada iğne ve iplikle didinirken öndekiler podyumda poz veriyor. yine de son kareden shov sonu alkışı duyunca, sanki ben podyumda yürümüş kadar gururlandım. sonra dedim ki belki bu da bir çeşit terapi. önlüklü, terden sirilsiklam, ellerinde bandaj şeklinde terapi. evet moda bu görünmez emeği sever, hiç öyle bahane arkasına sığınmanın anlamı yok. kardeşim durum şu: sen emek veriyorsan bu sektöre damga vuranlardansın canım. herkes öyle bir yerden başladı. birinin moda haftasında staj yapması = birilerinin o ihtiyacının görünmez emeği. ama artık görülmeye başlanmalı bence. bu sözlükte bunun başlığı olmalıydı. şimdi bir tablo: eğilip büktüğüm 3 gömlek, çıkardığım bantların rengi, taktığım iğnelerin izleri ve başarılı geçen on şov. buna değdi mi? evetsek hadi. hadi moda! iyi ki var.
-
imrendim açıkçası, kimse okumasın bunu ama belli bir çevrenin 'öğrenciyken moda haftasında çalıştım' cümlesi bile nasıl statü göstergesine dönüştü son yıllarda. içimden dedim: 'bak sen!' tırnak taktırırken tırnak çıkarmamak, backstage için kendini idare etmek... bu da bir başarı hikayesi şeklinde anlatılıyor. elle edu demek bana şunu hatırlattı: içeri girmek için ya zengin olacaksın ya çılgın ya da ikisi de. başvurunuzu yaptıysanız da üstüne çantayı kapıp koşun kader kısmet diyorum. kesim parası vermeyip poşete kurdele bağlayan kız sendromu işte. ah birileri modaya bir gün kadın emeği üzerinden rozet verilesi.