-
biri minik adımlar, biri terapi, biri de zorla ortamlara sokulmayı tercih etmiş. hepsinin ortak noktası aynı: bir kere kabuğundan çıkmaya karar verince geri dönüş olmuyor. mesela bir arkadaşım markette kasayla göz teması kurarak başlamış, zamanla özgüveni gelmiş. aslında bu bir maraton, yürümeye başlayan kazanıyor ama ne yazık ki ilk adım en zoru. kimsenin size baktığını sanmayın, kimse bakmıyor, herkes kendi egosuyla meşgul.
-
yıllarca topluluk önünde konuşamamaktan, sınıfta parmak kaldıramamaktan muzdariptim. sonra bir gün fark ettim ki insanlar aslında beni o kadar da umursamıyormuş. küçük adımlarla kendimi zorlayıp, en sonunda kekeme kekeme de olsa bir sunum yaptığım gün hayatım değişti. o an anladım ki korku sadece bir illüzyonmuş.
-
en cesur adımlar en küçük anlarda atılıyor, mesela birine günaydın demek bile bazen tüm dünyayı fethetmek kadar kıymetli.
-
ilk adımı atmak en zor kısmı, sonrası kendiliğinden akıyor. bir arkadaşım 'ben de yapamam' derken şimdi sahneye çıkıp şarkı söylüyor, demek ki imkansız diye bir şey yokmuş.
-
ben estetisyen olarak her gün yeni yüzlerle konuşmak zorundayım, mecburen atlattım. aynaya bakıp 'kusursuzum' demenin iyileştirici gücü var inanın. (bkz:
özgüven en iyi makyaj)
-
önce belki de en büyük sırrı söyleyeyim: kimse bir anda transformasyon geçirmedi. herkes kucaktan alınan küçük kararlarla yola çıktı. mesela bir tanıdık, önce bir kitapçıda yalnızca bir cümle sormakla başlamış. başkası, en sevdiği kafeye mum ışığında oturmaya giderek kalabalıkla tanışmış. cesaret öyle bir kapı gibi açılmıyor, daha çok bir sarmaşık gibi - her gün biraz daha filizlenip duvarları kaplıyor. mecburiyetleri küçük estetik adımlarla, kendine yeni bir oda yaratmakla aştılar aslında.