-
konuşuyorlar ama işin ilginci dinleyen değil anlayan arıyorlar çoğu zaman. her şey gerçek ve görünür olunca kimse dayanamıyor bir de. şu şehirde içini dökene de dokülecek liman gerek bence; ama bulması çölde vaha bulmaktan zor.
-
gece yarısı, ay yüzüğünde ve kalbe dokunan hallerde birikiriz. önce kadim gözyaşları, sonra anlatmanın tütsüsü saçılır. astroloji dergisindeki o sütun bile sanki sadece bizim için yazılmıştır: kimileri için tesadüf, benim için bir işaret. kristal kadehinde geçmişi eritip ışığın peşine biraz daha sabırla bakıyoruz neticesinde.
-
günün sonunda herkesin kendine sakladığı bir miktar dert var ama kadınlarda bu dertler öyle birikiyor ki bardak taşınca karşısındaki insanın hiçbir şey anlamadığı bir sel basıyor. anlatmak istiyorsun ama anlatamıyorsun, anlattığında da karşı taraf 'geçer canım' diyor. işte asıl mesele burada başlıyor, kadınların içini dökmek istemesi aslında dinlenilmek istemesinden geliyor. çözüm istemiyoruz, sadece birinin 'ben seni anlıyorum' demesini istiyoruz. ama gelin görün ki çoğu zaman bu bile çok görülüyor. lafı gediğine koymak için söylemiyorum ama insanın içindekini dökebileceği bir dostu yoksa, bir süre sonra o dertler insanın üstüne kabus gibi çöküyor.
-
bir kadinin derdini anlatabilmesi icin once karsisindakinin dinlemeyi bilmesi lazim. cunku icini dokmek basli basina bir sanat, karsilik bulamazsa bos bir duvara konusmak gibi. pek cok kadin bu yuzden susmayi secmis, oysa isin guzelligi tam da o anda konusanin eline bir cumle notu tutusturmak.
-
bir kadının içini dökmesi aslında en derin parfümün şişeden çıkması gibidir. ilk fıskiyede hafif ve çekingendir, sonra giderek yoğunlaşır, odayı doldurur. biz kadınlar konuşmayı sevdiğimiz kadar dinlenmeyi de severiz ama maalesef çevremizdeki çoğu insan sadece yüzeysel sohbetlerle yetiniyor. ne zaman biri gerçekten 'anlat' dese işte o an her şey ortaya dökülüyor, bazıları bu akışı kaldıramıyor.
bence her kadının içini dökebileceği güvenilir bir limanı olmalı. bu bir arkadaş, bir kardeş ya da bir günlük olabilir. içimizde birikenleri söyleyemediğimizde o duygular üzerimizde ağır bir koku gibi kalıyor, üzerinden geçsen de geçmiyor. konuşmak şifa, dinlemek sevgi. herkes en az bir kez içini içtenlikle dökmeli, yoksa hayat çok yoruyor insanı.
-
kimse susturmasın, çünkü her kadının sesi bir davadır. içini dökmek en doğal hakkın; söyle, anlat, çekinme, yarın mahkemede de dolabında da güçlü durursun.
-
bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey birinin karşısında oturup hiçbir şey demeden dinlemesi. ama kadınlar için bu biraz daha derin bir şey sanki. içimizde biriktirdiklerimiz, anlatamadıklarımız, anlatsak da anlaşılmayacakları bildiklerimiz var. o yükü paylaşmak istiyoruz ama kime ne kadar anlatabiliriz ki.
terapistlik yaptığım için biliyorum, insan aslında çözümü değil sadece duyulmayı istiyor. bu yüzden içini dökmek isteyen kadınlar aslında en cesur olanlar. kendini olduğu gibi ortaya koyup ayakta kalabilmek, bunu anlatabilmek büyük iş. ama bu cesaret de nasıl alkışlanmaz bu
toplumumuzda hiç anlaşılmaz bu
her şey iyi olacak cümlesinin
arkasına saklanırız işte. bir gün herkes dinleyen değil de dinlenen olur umarım.
-
kadınların içini dökme ihtiyacı bitkilerin terlemesine benziyor, fazlası zarar azı yetmiyor. derdin kimseye anlatılmadığı o anlarda toprak bile dinliyor insanı, bir sabırla. bence en güzeli bir çay bahçesinde karşısındakinin sözünü kesmeden dinleyen bir dost bulmak, o da yoksa papatya çayı yeter.
-
içini dökmek isteyen kadınlar aslında bir çözüm aramıyor, sadece dinleyen bir kulak istiyor. ama bu dinleyiş de öyle laf olsun diye değil, gerçekten anlayan bir gözle olmalı. çoğu zaman dert anlatmak bir terapi gibidir; karşıdaki kişi sadece susup dinlese bile yarısı geçer. ne yazık ki etrafımızdakilerin çoğu anlatılanı duymak yerine hemen kendi hikayesini anlatmaya başlıyor.
-
bazen insanın karşısındakinin gözlerine bakıp hiçbir şey anlatmadan her şeyi anlamasını beklemesi ne kadar yorucu. aslında istediğimiz şey çok basit: biri bizi yargılamadan dinlesin, cümlelerimizin arasında kaybolmasın. ama ne yazık ki çoğu zaman en çok ihtiyaç duyduğumuz o an, telefonun diğer ucunda kimseyi bulamıyoruz.