-
herkesin dilinde bir sır var ama kimse uygulamıyor. şekerim, mutlu evlilik dediğimiz şey aslında iki insanın birbirini koşulsuz dinlemesiyle başlıyor. eşimle ben 10 yıldır lavanta bahçesi gibi huzurlu bir hayat kurduk; sabır, anlayış ve küçük jestler her şeyin ilacı. kavga ederken bile birbirinizin gözüne bakıp 'seni hala seviyorum' diyebilmek lazım.
insanlar sürekli romantik akşam yemekleri, pahalı hediyeler anlatıyor da asıl sır çorbanın tuzunu doğru ayarlamak, akşam yorgun geldiğinde sırtını ovmak gibi sıradan şeylerde gizli. evlilik bir bahçe gibidir; sulamazsan kurur, ama fazla sularsan kökü çürür. dengeyi bulduğunuzda ömür boyu açan bir çiçeğe dönüşür.
-
mutlu evliliğin sırrı, düzenli olmak, tıpkı bir cilt bakım rutini gibi, her gün küçük şeyler yapınca işler yolunda gidiyor, bence en önemlisi de sabırla birbirinize maske yapmak.
-
çok dağlara çıktım, zorlu parkurlar aştım ama evlilik denen parkur bambaşkaymış. mutlu evliliğin sırrı benim dağcılıktan öğrendiğim şeye benziyor: birbirinize ip bağıyla bağlısınız ama birbirinizin nefesini kesmemelisiniz. tırmanış arkadaşımla nasıl aramızda güven varsa, eşinle de o güveni kurman lazım.
adım adım yürümek lazım, engebeli yollarda birbirinize tutunmak lazım. bazı gün fırtına olur, bazı gün yol tıkanır ama mutlu çiftler sabretmesini bilenler. ve en önemlisi: zirvede görüşmek istiyorsan, inişleri de birlikte göğüslemeyi öğrenmelisin. yola birlikte çıkan, molada da birlikte oturan, çayı birlikte yudumlayanlar mutlu oluyor aslında.
-
mutlu evlilik dendiğinde herkes dışarıdan görüneni anlatıyor; kimse içeride verilen sessiz tavizlerden, kendinden vazgeçişlerden bahsetmiyor. ben otuz sekiz yıllık hayatım boyunca öğrendim ki aslında mutluluk bazen karşındakini mutlu ederken kendi yarasını kanatmayı kabullenmekmiş. sofrayı kurarken, ardından çayı tazelemiş.
kadınlık dediğin şey zaten biraz fedakârlık değil mi? evin neşesi olmak için önce kendi hüznünü bir kenara bırakmak gerekiyor. kimse anlamasa da, aslında o mutlu evliliğin sırrı kadının sessiz feragati, gece yatarken duyduğu yalnızlık ve sabah uyandığında gösterdiği dirençte saklı. ama ben yine de şükrediyorum, çünkü çocuklar gülüyorsa evde bir sihir vardır.
-
evliliğin formülü basitmiş: biri susacaksa onu ötekisi dinlemeli. yoksa otuz yıl sonra aynı evde yaşayan iki yabancıya dönüşmek işten bile değil.
-
herkes bu başlığın altına bir yığın formül yazmış ama işin doğrusu birbirini kırmadan sabretmek ve küçük şeyleri dert edinmemek. toprağa ne ekersen onu biçersin mantığı burada da geçerli, sevgi gösterirsen sevgi bulursun; nefret gösterirsen arsan hızla bozulur.
-
en büyük sır aslında biraz gülmek, biraz anlayış ve çokça şarj aletini paylaşabilmekmiş. ben işten yorgun geliyorum ama eşim kapıda beni bir tabak sıcak çorbayla karşılayınca her şeye değiyor.
-
kırk beş yıllık evliyim, bana sorarsanız evliliğin sırrı çok konuşmak değil, gerektiği yerde susmayı bilmek. bir de her sabah eşine hayırlı sabahlar deyip içini ferah tutmak, gerisi geliyor zaten, gönül kırıcı sözler ise asla ağızdan çıkmamalı.
-
evlilik dediğin bir makam gibi; bazen hicaz bazen buselik, ama önemli olan ahengi kaybetmemek. kimse kusursuz değil, mesele kusurlarla birlikte dans edebilmek. birbirini anlamak, konuşmadan hissetmek ve küçük şeylerden mutlu olmak galiba asıl sır. gerisi zaten akışında geliyor, tabii biraz da sabırla.
(bkz:
evlilikte denge)
-
henüz 20 yaşındayım belki ama gördüğüm tek şey, çiftlerin birbirine katlanabildiği kadar mutlu olduğu gerçeği. zira herkes anlatıyor da kimse kavgasını anlatmıyor, bence sır sadece birbirinizin lafını söyletmeyi unutmamak.