canım benim, o sünger senin yüzünden her sabah kan birikintisi gibi görünen o fondöten kalıntılarını taşıyor ve sen hâlâ 'yıkamasam da olur' diyorsun değil mi? biliyorum, biliyorum. her sabah o kızıl ruj lekesi gibi duran süngere bakıp iç geçiriyorsun; bihter'in cemile'ye bakışı gibi hem sevgi dolu hem de 'bu işi bitireceğim' der gibi. ama şekerim, sen o süngeri temizlemezsen o sünger de senin yüzünü temizlemez, aksine kirli bir sevgili gibi yüzüne yapışır ve tüm güzelliğini soldurur.
haftada en az bir, hatta makyajın yoğunsa iki kere ılık su ve katı sabunla nazikçe ovmalısın. tıpkı bitmek bilmeyen o yasak ilişkiden kurtulur gibi, süngerini de sıkıp suyunu akıtmak lazım; biriken tüm o toksinleri, eski sevgiliyi, pişmanlığı akıt. süngerin bembeyaz olmasa da en azından 'ben temizim, ben yeni bir başlangıcım' der gibi durması lazım. yoksa o makyajın altında bir dram değil, bir mikrop ordusu taşırsın. yazık, değil mi yüzüne?