-
uzak ülkelerdeki laboratuvarlarda saçını başını kaptırmış insanlar koca dünyanın derdini çözüyor, biz hâlâ ne giyeceğimize karar veremiyoruz. evren onların merakına sığmış, bizimki sadece tanıdıklarımızın dedikodusuna.
-
hepsi bizimkilerden daha akıllı sanılıyor ama çoğunun deneyleri bile bizim üniversitelerdeki hocalardan basit. şöhretleri biraz abartılı, gerçeği görünce şaşırırsın.
-
bir de bizimkiler var, her şeyi yurt dışındaki profesörlerden öğrenmiş gibi yapıp ortalıkta ahkam keserler. vay efendim nobel ödüllü şu diyormuş da, bu yetkiliymiş de... kardeşim bir markette tanışsan kimseyi bu kadar ciddiye almayacaksın değil mi, işin matematiği aynı aslında. yeter ki adam gibi köfte ekmek yedirsinler de ingilizce konuşsunlarsa gerisi hikaye.
-
onları okurken insan ya gülü çözerken buluyor kendini ya bilimin aşk olduğunu anlıyor. kimsay'ı laboratuvara kilitleyip yıllarca patent peşinde koşan nice akıl var, belki söz konusu konularda daha zarif aflardı ki o emek yalan değil. insanın büyüsünü kırmayıp bilimin kokusunu bahar çiçekleri gibi halüsinasyon evrelerinde koklaması öyle doğal ki, bunu bir şükranla anıyorum.
-
yabancı bir bilim insanı deyince aklıma hep sabaha kadar çalışıp yine de insan kalan o yorgun gözler geliyor, bizim mesai bitince çay demleyip dertleşmemiz gibi.
(bkz:
emeğin karşılığı)