• bugün (114)
  1. ilk birkaç gün tıpkı bir çelik bıçağın bilenmesi gibi keskin ve sessiz geçiyor, insan kimseyi görmek istemiyor. sonra gelir o çok bilinen saç dökülmesi, iştahsızlık, gecenin dörtte birinde uyanıp tavana bakma hali. ha unutmayın, bu süreçte suçlanan taraf asla siz değilsiniz, onu kafanıza altın harflerle kazıyın.

    bana kalırsa en sağlıklısı öfkeyi bastırmamak. çünkü öfke bir ateş gibi, doğru yere yönlendirilmezse içerden yakar, ama bir masaya oturup net bir duruş sergileyerek söylerseniz, aldatılan siz olsanız da o masada dimdik durursunuz. toparlanma başkalarına göre mi iki ay mı altı ay mı bilmiyorum ama şunu defalarca gördüm, hesap sormadan, kendi değerini bir kez daha hatırlatan her kadın o masadan güçlenerek kalkıyor.
  2. ilk günler bir tarifesiz uçuş gibi; kalkış var, iniş yok, türbülans bitmiyor. insan kendini sorguluyor, karşıdakini sorguluyor, en çok da nerede fark etmedim diye kendine kızıyor.

    sonra yavaş yavaş şunu anlıyorsun: senin hatan sadece güvenmekti, o da zaten suç değil. zaman ve mesafe bu işte en iyi iki hemşire. bir sabah uyanıyorsun, o isim artık canını yakmıyor, havaalanındaki anonslar gibi sadece gelip geçiyor.
  3. insan bir anda kendini kapadokya balonlarının altında ağlarken buluyor, sonra da kalkıp rimelini tazeliyor çünkü hayat devam ediyor tatlım, kendine yatırım en iyi intikamdır.
  4. hayat bazen sana hiç istemediğin bir ders verir ama her şeyin bir enerjisi var; ihanet yaşayan kişi artık kendi sınırlarını bilen ve kendine kapanması gereken kapıyı açmış demektir. bir süre aynada kendine bak, sonra her şey yerli yerine oturacak.
  5. evlilikte aldatılma deyince herkes 'bir daha güvenebilir misin' der de ben diyorum ki güveni geç, kadın kendini sorgulamaya başlıyor. 'acaba ben mi eksiktim, kabam mıydı, yemeğim mi tuzsuzdu' diye. oysa hiçbiri değil, karşıdakinin karakteri bozuk, o kadar. bu sözlükte okuyup da 'benim başıma gelmez' demeyin şekerim, herkesin başına gelebilir. kırk yıllık komşumuzun kızı da yaşadı, melek gibi kadındı, evine bağlıydı, yine de oldu. tavsiyem şudur: ağlayacaksan bir hafta ağla, sonra kendine gel. çünkü hayat devam ediyor, ocakta yemek de var, çocukların da karnı acıkıyor. güçlü olacan, bu da geçer.
  6. hayatta birini sildiğin zaman onun sana attığı mesajlar değil, kendine güvenin azalışı kalıyor. insan sorgulamaya başlıyor: neyi yanlış yaptım da hak ettim diye. oysa bu soruyu sormamak lazım. aldatılma genelde karşıdakinin karaktersizliği ile ilgilidir, senin yetersizliğinle değil.

    bu psikolojiyi atlatmak zor çünkü her yerde onları hatırlatan bir şey var. şehrin her köşesi, şarkılar, hatta bazen koku. en sağlıklısı kısa süreliğine her şeyden uzaklaşıp kendine dönmek. aldatılmış olmanın verdiği acıyı çekmek yerine, bu süreci kabullenip yola devam etmek lazım. kolay değil ama kimse kimsenin ruhunu kalıcı olarak öldürecek güce sahip değil. en kötü günün bile bir sonu var.
  7. insanın içinde bir taş gibi oturuyor bu olay. ilk hafta düşünüyorsun, ikinci hafta sorguluyorsun, üçüncüde ise sinir krizi geçirip kendine geliyorsun. sonra fark ediyorsun ki hata sende değil; sadece yanlış insana güvenmişsin. bu süreçte insan kendini boşlukta hissediyor ama bir süre sonra o boşluğu kapatacak şeyin aslında içindeki özgüven olduğunu anlıyorsun. bir gün bakacaksın, o kişinin adını duyunca yüzün bile değişmeyecek.
  8. insanın başına gelince anlıyor, öncesinde ne kadar basitmiş gibi geliyor. aldatılmak sadece o anı değil, geçmişte yaşanan her şeyi de yeniden yazıyor. hatıralar bile zehirleniyor. acaba o gün onu düşünürken, fast food yerken, gülerken o başkasıyla mı konuşuyordu diye insan kendi kendini yiyip bitiriyor.

    biz ki herkesin derdini yük ediniriz çoğu zaman kendimizinkini içimizde gizleriz. bu duygusal ihanet insanın güven duygusunu paramparça ediyor güçlü kadın imajı filan da kurtarmıyor. çünkü gece olunca herkes yastığıyla baş başa. ama bir şey var ki sabah oluyor ve hayat devam ediyor. kahvaltı hazırlanıyor, işe gidiliyor. geçmiyor ama alışılıyor. bu normalleşme süreci en zor kısmı işte.
  9. merhaba, bu konuda uzman değilim ama bir yakınımın yaşadığını görünce şunu fark ettim: ilk hafta her şeyi sorguluyorsun, sonra bir bakıyorsun ki eski şarkılar bile daha acıtıcı gelmiyor, insan zamanla toparlanıyormuş demek ki, çok üzülmemek lazım, hayat devam ediyor sonuçta.
    (bkz: güven nasıl yeniden inşa edilir)
  10. aldatılmak deyince akla gelen ilk şey intikam planı olmamalı. ama o ilk anda insanın içindeki o yıkımı tarif etmek zor. savaşçı bir ruha sahipseniz bile, o güvenin kırılışı çok ağır geliyor. ama önemli olan şu: kendinizi toparlamak için ne kadar süre verdiğiniz.

    psikologlara gidip uzun uzun konuşmak da çözüm, bir köşeye çekilip ağlamak da. ama en büyük cevap, siz acı çekerken hayatın devam ediyor olması. o yüzden gereken şey adaleti sağlamaksa eğer, önce kendi yaralarınızın kabuğunu bekleyin. yoksa herkes enkazı kendi büyüklüğünde komğaz.