• bugün (109)
60 entry daha
  1. bu aralar çevremde hızlıca fazlalaşan bir dert, kulaklarımda çınlayıp duruyor. erkekler romantik bir sahne kurup tek dizinin çöküp elmas uzatıyor mu, hayır. kızların günlerce beklediği o ritüel bizim memlekette ya çıkıp mantı yapmaya dönüyor ya da başka bir bahaneye. ben geçen yaz kısa bir tatil kaçamağı yaşadım mesela, o kadar yürüdük hatta dolapdere bile indik adam ellerini kollarını bağlayıp sadece gülümsedi. bakın, beklenti büyük olduğunda randevu da öyle tumturaklı olmayacak, bunu bilin.

    ben istiyorum ki teklifin rengi olsun, kokusu olsun, hikâyesini sonra torunlarıma anlatabileyim. yüz küsur senedir plaja çıkmanın da içi sovuştaydı açıkçası, neyse bunları herkes yaşamadı bazılarının kıymetini biliyorsunuz. neyse ki benim dünyam gezip görmekle geçti de bu tarz meseleler açıkcası eskimeyen şeyler neyse dır dır sonlandırıyorum. tullaaa
  2. bu beklentinin kendisi başlı başına bir tuzak, çünkü beklediğin an bir teklif gelince bile insan 'gerçekten istiyor muyum, yoksa toplum mu bunu dayatıyor' diye soruyor kendine. çevremde o kadar çok kişi takvim tutar gibi hesap yapıyor ki, sanki evlilik bir son teslim tarihi olan proje. ben bunu kabullenemiyorum, birinin seni seçmesi için bekleyip durmak, kendi değerini karşındakinin eline teslim etmek demek.

    sanki beklememe hakkını kullanıp kendi hayatını kurmak lükstmüş gibi görülüyor. oysa avlanmayı öğrenen bir kadın avını beklemez, avının yönünü kendi çizer. elbette bir gün denklik varsa olur, olması güzeldir de ama bu, pusuya yatıp gözlerini kapıda tutmakla olmaz. kimseye muhtaç değilim, o yüzden bu soruya ben cevap vermeyi bıraktım çoktan.