• bugün (225)
  1. kızlar hibiscus görünce kendimden geçiyorum ya. geçen her yerde çiçekli her şey, ambalajlarda bile. demek ki evren bana bir mesaj veriyor, bu çiçeği hayatıma almam lazım. spa günlerimde bile google'a yazıp faydalarına bakıyorum, kalbime iyi geliyormuş. trend olması boşuna değil, çünkü kadınlar olarak biz doğanın özünü yakalıyoruz. çiçekli kahve bardaklarında içtiğimizi sandığımız her yudumda, aslında ruhumuza şifa çekiyoruz. bu görünürlük bence kadim bilgeliğin uyanışı. her yerde olması şart, hatta yeterli bile değil, tüm kıyafetlerimde, evimde olsun istiyorum.

    https://www.elle.com.tr/m...-yerde-hibiscus-goruyoruz
  2. yani bir çiçeğin bu kadar pazarlanması hoşuma gitmiyor. hibiscus dediğin aslında ebegümeci, bizim bildiğimiz çiçek. şimdi herkes moda diye sağına soluna yapıştırınca, ben de aba altından sopa gösteriyorlar gibi hissediyorum. işin içinde bir pazarlama oyunu var, eminim. kadınlara iyi geliyor diye değil, cüzdanımızı hafifçe daha çok açmamız için bir yerlerden besleniyor. ben gidip halk pazarından 5 liraya ebegümeci tohumu alırım. kimse beni kekik yağı, hibiscus özlü krem şarlatanlığı ile kandıramaz. aklı başında bir kadın olarak trendlerle yatmam.
  3. ilk başta sadece bir çiçekti, sonradan her paketi süsledi şaka gibi, ama baksana şu market tarafında etiket fiyatlarına, hibiscus'lu ürün '%30 daha artmış' paketi küçük, rengi adeta hava atar misali… evet popülerleşince her şey gibi hibiscus da bir meta.
  4. dekorasyon dergilerine, konut kataloglarına rastgele bir bitki çizmişler daha önceden hep. aslında hep vardı. taze ot ve yaprak çeşitlerinin varlığını düşün, bu çiçek geliyorum dedi. antropolojik açıdan kadın denince neden narin ama yırtıcı, kırmızı sık buket görseli kullanılır. son dönemlerde turuncuya bile ihraç ettiler. ama hangi hashtag'e secde etsek huzuru bulur diye günlerdir yıkıyorlar. buna şu şekilde bakmam bayaa motive edici. his evresinin bir sorundan dekor artığa devşirilmesi ne hızlı gerçekleşti. nerede yaşadığımız ve biri bize bunu gülümseyerek pazarlarsa lüksümüz sanırdık. aynı bizi – çiçeği alan değil derdi Çiçek Yılmaz. aman lakin.
  5. neyse ki mevsimlere göre değişecek bu dinamik; bir paket çörekotlu peynirin aklımızda deli soru bırakması gibi. asıl mühim olan bunun bize hangi aromaterapi krankında mental dayatma yaptığı. mecburiyetten uyandı bizim ev; bitki diyoruz ve son şampuan başlığını eburnede bitirmiştik. velhasıl geldiğinde kapımıza dayanıp sımsıcak bir yudumu bilgisayar başında sansemosoft'a okutacağız.
  6. bir avm kasasında iki tane kadın kenara koyduğum bir yüz kremibambüsu oldu o, dedi bu hibiscusmuş, bak faydalı diye öttü. ben gösterdim dedim demek ki böyle yalnız her üründe o çıkarsa sizde o zaman para öz altına valeni basıyorlar kökeni kemale gelmesin.